<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-7765710158476663629</id><updated>2011-07-08T06:25:29.328-07:00</updated><title type='text'>kaleidoscope</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://nilgunkaratass.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7765710158476663629/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nilgunkaratass.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>Nilgün Karataş</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10011801159045790237</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='27' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_PJu15XgOjpw/SyVoGz0Lx7I/AAAAAAAAAB4/TVnErtnZ3aY/S220/KOSOVA+01991234.jpg'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>20</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7765710158476663629.post-8332198711612145985</id><published>2010-07-04T14:21:00.000-07:00</published><updated>2010-07-04T14:27:24.199-07:00</updated><title type='text'>aldım verdim ben seni yendim...</title><content type='html'>&lt;i&gt;&lt;/i&gt;Neyi yaşamışsak ömrümüz diye &lt;br /&gt;Derimize yazdı o vak'anüvis &lt;br /&gt;Kehribar saplı bir hançerle&lt;i&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aldım verdim ben seni yendim… Sokak aralarında mahalledeki çocuklarla oynama fırsatı bulamayan yeni gençler, bu sözü bilmez ama biz küçükken takım arkadaşlarımızı böyle seçerdik… &lt;br /&gt;Oyuna başlamadan evvel, takım kaptanlığına layık görülen iki kişi –yani doğal seçilmiş oyunkurucular- bir adım yarışı yapar, belli bir mesafeden adım adım birbirlerine doğru yürür ve sonra kim ayağı karşısındakinin ayağına basacak şekilde son adımını atmışsa ilk oyuncuyu seçme hakkını kazanırdı, yani en güçlü oyuncu onun olurdu. Sonra sırasıyla bir o seçer bir diğeri, falanca kişi benim, filanca da benim o zaman, böyle böyle takımlar oluşturulurdu… &lt;br /&gt;Bir yerde takım ruhu, takım ruhu diye konuşulunca aklıma geldi birden; aldım verdim ben seni yendim diye diye yetişen birinden nasıl bir takım oyuncusu beklenebilir ki?&lt;br /&gt;Bir arkadaşım dedi ki; çocukça da olsa adaleti sağlıyorduk böylece…&lt;br /&gt;Hangi adalet? Bana hiç adilce gelmiyor, diye itiraz ettim… &lt;br /&gt;Zamanın aldım verdim’cilerinin bugünlerde, yaş itibariyle Türkiye gündemine yön veren, iş hayatlarını şekillendiren, bir şekilde toplumu yönlendiren insanlar olduklarını falan olduğunu düşününce bu itirazımda hiç de haksız olmadığımı düşünüyorum.&lt;br /&gt;Şimdi ben aldım verdim’in adaletsizliğini yazayım, siz bunu istediğiniz yere uyarlayın ve hep çağrılan ama bir türlü gelmeyen takım ruhu’nun neden gelmediğini anlayalım.&lt;br /&gt;En başta oyunkurucu denilen kişi kim? Hangi yeteneklerinden dolayı oyun kurucu oluyor? Hadi diyelim ki doğal lider, ondaki yetenekler kimse de yok! Ee böyle birinin doğal bir takımı da olması gerekmez mi? Ona inanan, ona güvenen, her daim onunla birlikte hareket etmek isteyen takım arkadaşları olmaz mı? Yok demek ki, adam seçmek zorunda kalıyor diyeceğim ama siz onu boşverin asıl oyunkurucu denilen arkadaştaki egoyu düşünün…&lt;br /&gt;Öyle önemli bir şey ki bu; aldım verdim sohbetinin açıldığı ortamda, hemen hepimiz ya oyunkurucu olmakla ya da ilk seçilen esas oyuncu olmakla övündük:) Düşünün yani, yıllar sonra, koca koca insanlar olmuşken yaptık bunu:) Oyunları hep ben kurardım breh breh, ilk olarak beni seçerlerdi hatta benim için kavga bile ederlerdi yeah… Gerçekten adam yüzünden kavga da çıkardı! Böyle de önemli kişileriz yani:)&lt;br /&gt;Bizim aramızda -artık ne tesadüfse- o sona kalan zayıf çocuk yoktu.&lt;br /&gt;Kimbilir nerde ne yapıyor bu sona kalan zayıf çocuk? Belki hala bir yerlerde seçilmeyi bekliyordur, belki de bir yerlerde oyun bile kuruyor olabilir, hep sona kalmanın intikamını alıyordur belki de diğer zayıf çocuklardan, kimbilir?&lt;br /&gt;Neyse kimi şişik, kimi ezik bir ekiple takım kuruldu diyelim, birileri iyi oynayacak, birileri kötü, birileri kazanacak, birileri kaybedecek… Oyun bitecek, takım dağılacak…&lt;br /&gt;Yeni bir oyun için yeniden aldım verdim yapılacak, yeniden birileri ilk seçilen olacak, yeniden birileri sona kalacak, yeniden takım kurulacak ve o takım da dağılacak…&lt;br /&gt;Sonra birileri gelecek bu çocuklara, takım ruhu’nun önemini anlatacak! &lt;br /&gt;Gel gel denilince de o ruh gelecek!&lt;br /&gt;Sonra da müthiş takımlar çıkacak ortaya, iş hayatında, politikada, sporda falan… &lt;br /&gt;Son sözüm bana itiraz eden arkadaşa; aldım verdim ben seni yendim…:)&lt;br /&gt;Şiir Ahmet Telli’nin Yenildik’inden… Çok güzeldir, tamamını bulun okuyun…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7765710158476663629-8332198711612145985?l=nilgunkaratass.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nilgunkaratass.blogspot.com/feeds/8332198711612145985/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://nilgunkaratass.blogspot.com/2010/07/aldm-verdim-ben-seni-yendim.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7765710158476663629/posts/default/8332198711612145985'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7765710158476663629/posts/default/8332198711612145985'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nilgunkaratass.blogspot.com/2010/07/aldm-verdim-ben-seni-yendim.html' title='aldım verdim ben seni yendim...'/><author><name>Nilgün Karataş</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10011801159045790237</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='27' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_PJu15XgOjpw/SyVoGz0Lx7I/AAAAAAAAAB4/TVnErtnZ3aY/S220/KOSOVA+01991234.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7765710158476663629.post-4150862048916993758</id><published>2010-06-14T14:28:00.000-07:00</published><updated>2010-06-14T14:52:34.340-07:00</updated><title type='text'>Kelimelerin gücü...</title><content type='html'>&lt;i&gt;&lt;/i&gt;Haklıyım, deme sık sık, üstad! &lt;br /&gt;Öğrencin de görsün, bırak. &lt;br /&gt;Zorlama gerçeği: &lt;br /&gt;Gerçek zora gelmez. &lt;br /&gt;Konuşurken dinle biraz!&lt;i&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kelimeler! İstenirse gönül alan, istenirse can yakan kelimeler…  &lt;br /&gt;Öylesine edilseler bile bir başkasının dağarcığında anlamını bulan, hiçbir işe yaramasa bile empati, sempati, antipati, saygı, sevgi, nefret gibi duyguları harekete geçiren kelimeler…&lt;br /&gt;O halde birinci kural; öylesine konuşmayacaksın! Laf olsun diye konuşacaksan bile seçtiğin kelimelere dikkat edeceksin…&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;Ah bir de harfler var… Kelimeleri oluşturan harfler… Sesin yerini tuşların aldığı, tuşlar aracılığıyla konuşulan bir dünyada kelimenin gücünü artıran harfler… Bir o tuşa basıyorsun bir bu tuşa, yan yana dizildiğinde harfler, oluyor size kelime… Söz uçuyor yazı kalıyor üstelik!&lt;br /&gt;O halde ikinci kural; öylesine yazmayacaksın! Laf olsun köşe dolsun diye yazacaksan bile kelimelerine özen göstereceksin…&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;- Ama kardeşim bu da benim düşüncem! Saygı duymalısın! Ben fikrimi söylerim, sen de söyle kardeşim!&lt;br /&gt;- Pardon fikir mi dediniz? &lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;Hmm... Asıl sorun bu olmasın? Sapla samanı birbirine karıştırmak…&lt;br /&gt;Her akla gelenin fikirden sayıldığı, her hezeyanın kaleme alındığı, her takıntının gazetelerde sütun sütun yer bulduğu bugünlerde ne çok kişinin başı belaya giriyor kelimeler yüzünden… &lt;br /&gt;Hiç okunmayan yazılar, birkaç goygoycu arkadaştan başta kimsenin dikkate almayacağı kelimeler, bir anda bir başka göz tarafından görülüveriyor… Ve sosyal ağlar sayesinde gözden göze, kulaktan kulağa, ağızdan ağıza yayılıveriyor…&lt;br /&gt;Ve takke düşüyor, öylece dımdızlak kalıyorsunuz ortada…&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;O halde neymiş üçüncü kural; bu da benim fikrim diyerek her aklına geleni tuşlamayacaksın… İçine çok mu dert oldu, çok mu kızgınsın, arayacaksın bir arkadaşını dertleşeceksin… Sen söyleşeceksin o dinleyecek, o söyleyecek sen dinleyeceksin… Sakinleşeceksin… &lt;br /&gt;Hâlâ yazmak mı istiyorsun? Oturup sağlam kafayla yazacaksın, kelimeleri akıl süzgecinden harf harf damıtıp, asıl meramın neyse onu tuşlayacaksın… &lt;br /&gt;Amacın üzüm yemekse bağcıyı dövmeyeceksin…  &lt;br /&gt;Yoksa o kullandığın kelimeler dönüp seni yerden yere vurur… &lt;br /&gt;Kibirin hem kendine hem de başkalarına olan saygının önüne geçmiş olsa da, fikir diye ortalığa salıverdiğin kelimelerin gücüne şaşırmayacaksın! &lt;br /&gt;Şiir Bertol Breht’ten… Üstad öğren diyor… Üstad öğren diyorum ben de onun kelimeleriyle…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7765710158476663629-4150862048916993758?l=nilgunkaratass.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nilgunkaratass.blogspot.com/feeds/4150862048916993758/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://nilgunkaratass.blogspot.com/2010/06/haklym-deme-sk-sk-ustad-ogrencin-de.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7765710158476663629/posts/default/4150862048916993758'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7765710158476663629/posts/default/4150862048916993758'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nilgunkaratass.blogspot.com/2010/06/haklym-deme-sk-sk-ustad-ogrencin-de.html' title='Kelimelerin gücü...'/><author><name>Nilgün Karataş</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10011801159045790237</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='27' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_PJu15XgOjpw/SyVoGz0Lx7I/AAAAAAAAAB4/TVnErtnZ3aY/S220/KOSOVA+01991234.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7765710158476663629.post-1603914291960228839</id><published>2010-05-27T14:40:00.000-07:00</published><updated>2010-05-27T14:48:45.856-07:00</updated><title type='text'>Hariçten gazel...</title><content type='html'>&lt;i&gt;&lt;/i&gt;Yol kenarı han oldum&lt;br /&gt;Yanıldım ah ziyan oldum&lt;br /&gt;Siz benim neden sustuğumu&lt;br /&gt;Nerden bileceksiniz?&lt;i&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Blog yazmaya başlarken, kişisel gündemime ilişkin yazmaya karar vermiştim. Bütün gün ekonomi, siyaset, onun parası, bunun yatırımı, falancanın dediği, filancanın yaptığı derken, beynimin kenarında kıyısına sıkıştırdıklarımı buraya dökerek biraz rahatlamayı planlamıştım… &lt;br /&gt;Şimdi fark ediyorum ki buraya sık sık yazamayışımın bir nedeni de bu, her gün o kadar çok lüzümlu, lüzumsuz işe kafa yoruyorum ki, kişisel gündemim çok zayıf, çok cılız kalıyor. Kafama takılan, canımı sıkan şeyler benim etrafımda olan bitenden çok ülke ve dünya gündemiyle ilgili olunca buraya iç dökecek bir şey kalmıyor. Haliyle gündem konusunda yeterince yazan, konuşan olduğu için bana da söz söylemek düşmüyor…&lt;br /&gt;Ama bugün, birkaç gündür tartışma konusu olan bir röportajı okuma fırsatı bulunca, buradan yola çıkıp, başkalarının hayatlarından beslenen, başkalarının gerçeklerini malzeme yapabilenlere ilişkin birkaç laf etmeye, bunu denemeye karar verdim…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önce bu yazının ilham kaynağı olan Nilüfer Göle’nin Taraf’ta yayımlanan röportajından söz etmem gerek. Nilüfer Hanım’a Fransa’daki burka tartışmasını soruyorlar, cevap veriyor; &lt;br /&gt;&lt;i&gt;&lt;/i&gt;“Ben çok kışkırtıcı buluyorum. Herkes burkanın karşısında: Müslümanlar, laikler, kadınlar, siyasetçiler... Burka azınlığın gücü, modernitenin aydınlık dünyasından kopuş. Gölgeyi, karanlığı hatırlatıyor bana. Ne güzel! Her şey aydınlık mı olacak kardeşim. Tam mahrem. Biz “modern mahrem” diyorduk. Bu, modernliğe karşı tam karanlık. Ben de zaten tam aydınlıktan yana değilim!”&lt;i&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;Aman ne güzel! Monoton yaşantımıza kışkırtıcı bir konu dahil oldu, hadi eğlenelim!&lt;br /&gt;Aslında buna benzer görüşler daha önce de dile getirilmişti. Hatırlarsanız Pierre Cardin “Kapanmak kadına yakışıyor, türban kadının güzelliğini ortaya çıkarıyor” demiş, yerli malı modacımız Cemil İpekçi de “Türban kadını özgürleştiriyor” gibi bir laf etmişti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi bu üç ünlünün sözlerindeki değil, kendilerindeki ortak noktayı bulalım…&lt;br /&gt;Hmm… Üçünün de tuzunun kuru olması olabilir mi?&lt;br /&gt;Olabilir, çünkü onlara göre hava hoş…&lt;br /&gt;Ne büyük bir lüks, havanın hoş olması…&lt;br /&gt;Demek ki insan, kendisini yani bizzat şahsını ilgilendirmeyen konularda daha radikal, daha fantastik düşünceler geliştirebiliyor, heyecanlanabiliyor… &lt;br /&gt;Düşünce özgürlüğü dedikleri bu olsa gerek:)&lt;br /&gt;Şaka bir yana, elbette herkes her konuda istediğini düşünebilir, en uçuk fikirleri ortaya atıp, başkalarının dillendirmeye cümleleri cesurca  kurabilir, bunu ancak benim gibi biri düşünebilir diyerek etrafa havasını atabilir. Olabilir bu, oluyor da… Ama aması var işte… Bu yazı da, bu ‘ama’ nın etrafında dolanıyor…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sözü getirmek istediğim yer ne türban ne de burka. Onlar bu yazıda sadece birer sembol diyeceğim, komik olacak ama öyle:) Bu konuda merakla Neslihan Acu’nun medyatava.com’da çıkacak yazısını bekliyorum… &lt;br /&gt;Benim takıldığım nokta, insanların kendi hayatlarını etkilemeyen başkalarının gerçekleri üzerine bu kadar kolay ahkam kesebilmeleri, hariçten gazel okuyabilmeleri… &lt;br /&gt;Bu yazıda andığımız üçlünün ikisinin modacı, birinin sosyolog olduğunu, işleri gereği kitlelerle uğraştıklarını, ekmek paralarını bu işten kazandıklarını söyleyebilirsiniz… &lt;br /&gt;Haklısınız haklı olmasına da görüşümde ısrar edeceğim, yine bu kadar kolay olmamalı diyeceğim…  &lt;br /&gt;Hele hele de kayıt cihazlarına, kameralara konuşma fırsatını sık sık bulan kişiler için hiç kolay olmamalı diye de ekleyeceğim… &lt;br /&gt;Değil toplumu, değil kitleleri birinin, bir bireyin bile hayatını ilgilendiren meselelerde kelimelerin hoyratça savrulmamasını savunacağım… &lt;br /&gt;Kendinle ilgili fikirlerinde, eylemlerinde, fantezilerinde özgür ol, uçabildiğin kadar uç… Başkaları söz konusu olduğunda bir dur, bir düşün, en azından bunun için çabala diye de sözümü bitireceğim…&lt;br /&gt;Elbette benim sözümün bittiği yerde şiir devreye girecek…&lt;br /&gt;Şiir Yusuf Hayaloğlu’ndan… Bambaşka duygularla, bambaşka bir duruma yazıldığını ben de biliyorum. Olsun, çok anlamlı soruyor; nerden bileceksiniz?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7765710158476663629-1603914291960228839?l=nilgunkaratass.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nilgunkaratass.blogspot.com/feeds/1603914291960228839/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://nilgunkaratass.blogspot.com/2010/05/haricten-gazel.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7765710158476663629/posts/default/1603914291960228839'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7765710158476663629/posts/default/1603914291960228839'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nilgunkaratass.blogspot.com/2010/05/haricten-gazel.html' title='Hariçten gazel...'/><author><name>Nilgün Karataş</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10011801159045790237</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='27' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_PJu15XgOjpw/SyVoGz0Lx7I/AAAAAAAAAB4/TVnErtnZ3aY/S220/KOSOVA+01991234.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7765710158476663629.post-9088537894892310752</id><published>2010-04-28T05:59:00.000-07:00</published><updated>2010-04-28T12:44:15.268-07:00</updated><title type='text'>dünyanın bütün korkakbilge'leri birleşin!..</title><content type='html'>&lt;i&gt;bu canım dünyanın orta yerinde&lt;br /&gt;hayvanlar kadar bağlanamamışız birbirimize&lt;br /&gt;yalan mı? gözünü sevdiğim karıncalar&lt;br /&gt;işte: hamsiler sürü sürü&lt;br /&gt;arılar bölük bölük geçer&lt;br /&gt;leylekler tabur tabur&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;ya bizler? eşrefi mahlukat!..&lt;br /&gt;boğazımıza kadar kendi murdar karanlığımıza gömülmüşüz&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazılarınız biliyordur, Dunnig&amp;Kruger sendromu diye bir şey var... Birkaç ay önce muhalefetten bir milletvekili Başbakan'a bu tanıyı koyunca böyle bir sendromun varlığından haberdar olmuştum, unutmuşum. Geçen gün arkadaşım Hanife 'kifayetsiz muhterisler' diye bir yazı yollayınca hatırladım.&lt;br /&gt;Sahi dedim kendi kendime, bilmenin bir işe yaramadığını bilmek gibi bir durum da var...&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;Dunnig&amp;Kruger sendromu dedikleri, aslında tam da bizim ataların 'cahil cesareti' diye adlandırdığı durum. Bizim atalardan habersiz olan bu iki psikolog için 'Amerika'yı yeniden keşfetmişler' diyebiliriz. Evet öyle yapmışlar ama iyi de yapmışlar. Bazen Amerika'yı yeniden keşfetmek işe yarar! Burada da yaramış, en azından Dunnig&amp;Kruger 2000'de Ig Nobel ödülünü almış...:)&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;Şimdi bu sendromu bilenlere hatırlatmaya, bilmeyenlere anlatmaya çalışayım... Siz de bana bunu bilmenin ne işimize yarayacağı anlatırsınız artık:)&lt;br /&gt;Bu iki arkadaşın Journal of Personality and Social Psychology’nin Aralık 99 sayısında yayımlanan teorisi, nitelikli ve niteliksiz olarak birbirinden ayrılan iki grup üzerinde yapılan bir deneye dayanıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;Benim 'korkakbilge' ve 'cesurcahil' dediğim bu grupla yapılan deneyin sonucu ise bir cümle ile şöyle:&lt;br /&gt;“Cehalet, gerçek bilginin aksine, bireyin kendine olan güvenini artırır.”&lt;br /&gt;Bu bilinçsizliğin kaynağını ise "auto-evaluation" dedikleri "kronik kendi kendini değerlendirme yeteneksizliği"ne bağlıyor Dunnig&amp;Kruger.&lt;br /&gt;Yaptıkları "Cahil, kendi kapasitesini değerlendirmekten ve eksikliğini teşhis etmekten acizdir" saptaması, sanki bu kişileri yerermiş gibi geliyorsa da kanmayın. Bir başka saptama bakın ne diyor: "Yetersizlik ve haddini bilmeme kokteyli, mesleki açıdan, karşı koyulmaz bir itici güç oluşturuyor."&lt;br /&gt;İşte bu!&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;Onlar mesleki açıdan bakıyorlar olaya ama bence günümüz Türkiye'sinde bu kokteyl, her yerde ve her zaman işe yarıyor. Çünkü cesurcahil; işinde çok iyi olduğuna yürekten inanıyor. Kendini ve yaptıklarını övmekten, her işte öne çıkmaktan ve haddi olmayan görevlere talip olmaktan en küçük bir rahatsızlık duymuyor. &lt;br /&gt;Niye duysun ki; bu onun hakkı! &lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;Bu arada gerçekten bilgili ve yetenekli insanlar ne yapıyor? Sahi bir de korkakbilge'ler vardı değil mi? Bu insanlar da fazla alçakgönüllü davranarak kendilerine haksızlık ediyor. Öne çıkmıyor, yüksek görevlere kendiliklerinden talip olmuyor, kıymetlerinin bilinmesini bekliyor. Bilinmeyince de için için kırılıp, kendilerini daha da geriye çekiyor. Bu durumda da üstlerinin "ihtiras eksikliği" ile suçlamalarına maruz kalıp, muhtelemen iyice köşesine çekilip cesurcahil'in yükselişini seyrediyor.&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;Bu noktada şunu sorabiliriz: Neden korkakbilgelere biraz cesaret aşılamak yerine cesurcahiller alkışlanıyor?&lt;br /&gt;Bunun cevabını da Dunnig&amp;Kruger'in bulguları çok net veriyor: "Niteliksiz insanlar ne ölçüde niteliksiz olduklarını fark edemez. Niteliksiz insanlar, gerçekten nitelikli insanların niteliklerini görüp anlamaktan da acizdir..."&lt;br /&gt;Yani cesurcahiller birbirlerini kolluyor, kendi gibileri kayırıyor.&lt;br /&gt;Bunu bilerek mi yoksa bilmeyerek mi yaptıklarına ilişkin bir bulgudan söz etmiyor Dunnig&amp;Kruger:) &lt;br /&gt;Yine bu duruma da uygun sözü bizim atalar etmiş zaten: &lt;br /&gt;"Körler sağırlar birbirini ağırlar."&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;Bu yazının şiiri Bedri Rahmi Eyüboğlu'ndan, Arkadaş Dökümü... &lt;br /&gt;Birbirimize sahip çıkmak dileğiyle...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7765710158476663629-9088537894892310752?l=nilgunkaratass.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nilgunkaratass.blogspot.com/feeds/9088537894892310752/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://nilgunkaratass.blogspot.com/2010/04/dunyann-butun-korkakbilgeleri-birlesin.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7765710158476663629/posts/default/9088537894892310752'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7765710158476663629/posts/default/9088537894892310752'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nilgunkaratass.blogspot.com/2010/04/dunyann-butun-korkakbilgeleri-birlesin.html' title='dünyanın bütün korkakbilge&apos;leri birleşin!..'/><author><name>Nilgün Karataş</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10011801159045790237</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='27' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_PJu15XgOjpw/SyVoGz0Lx7I/AAAAAAAAAB4/TVnErtnZ3aY/S220/KOSOVA+01991234.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7765710158476663629.post-8591054799377791732</id><published>2010-03-01T15:21:00.000-08:00</published><updated>2010-04-28T12:36:24.792-07:00</updated><title type='text'>Bir yanım kalk gidelim diyor...</title><content type='html'>&lt;i&gt;Ben her bahar aşık olmam ama her bahar gitmek isterim. &lt;br /&gt;Gittiğim olmadı hiç.&lt;br /&gt;Ama olsun... &lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok şey yapmayı isterken hiç bir şey yapmadan günlerin geçişini izlediğiniz oluyordur değil mi?  &lt;br /&gt;İstekleriniz ile enerjinizin birbirini tutmadığı zamanlarınız vardır… &lt;br /&gt;Günün rutininden sıkıldığınız ama mızıkıp oyundan çıkamadığınız dönemleriniz olmuştur.&lt;br /&gt;Kaçıp gitme hayallerini bir kenara koyun küçük değişiklikler, küçücük hamleler için bile kıpırdamadığınız, el değiştirmek isteyip de parmağınızı oynatmadığınız haller sözünü ettiğim.&lt;br /&gt;İşte bu haldeyim ben… &lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;İçimde bir yerde, bir devrimci büyütürken, diktatörümü de palazlandırıp, iktidarını kutsuyorum… Biri düzeni yıkmak istiyor, diğeri korumak… &lt;br /&gt;Ben de seyrediyorum…&lt;br /&gt;Sorsanız kaderci değilim, kader dediğin tercihlerdir derim, tesadüflerden bile söz ederim. Hatta kader insanın hak ettiğidir diye boyumdan büyük bir laf bile ederim…&lt;br /&gt;Eee öyleyse sen de hak ettiğin yerdesin denilirse de, hiç itiraz etmem evet derim, evet hak ettiğim yerdeyim. &lt;br /&gt;Ama kimsenin de kişisel tarihimi karalamasına izin vermem, veremem:) Kimse de vermesin zaten… &lt;br /&gt;Şimdi düzeni korumak isteyen o diktatörün bir zamanlar nasıl bir kahraman olduğunu, ne zaferler elde ettiğini hatırlatıp, hakkını da yemem, yedirmem:) &lt;br /&gt;Varsın kimse bilmesin, herkesin kahramanlığı kendine… &lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;Benim sözünü ettiğim geldiğimiz yol değil, çıkmak isteyip de çıkamadığımız yol…&lt;br /&gt;Geçmiş dediğin olmuş, bitmiş, yaşanmış. Alınabilecek ne varsa almışız, yüklemişiz heybemize… İşte o heybeyi vurup sırta, yola düşmek bahsettiğim…&lt;br /&gt;Yol orada duruyor… Ben burada… Duruyorum…&lt;br /&gt;Bir yanım kalk gidelim diyor, benim devrimci hazır, gözü kara, bıraksam hemen yola koyulacak.&lt;br /&gt;Diğer yanım, otur diyor. Diktatörüm de biliyor ki her düzenin bir sonu var, var ama direniyor. O heybeyi kolay doldurmadın sen, önce sahip olduklarının kıymetini bil diye azarladığı da oluyor bazen…&lt;br /&gt;Ne devrimcimi memnun ediyorum ne de diktatörümü…&lt;br /&gt;Ne yola çıkıyorum, ne de duruyorum…&lt;br /&gt;Kalabalığa kapılıp öylece sürükleniyor, gelip geçen günleri seyrediyorum…&lt;br /&gt;Kalabalık dediğim kafamdaki kalabalık… &lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;Evet, evet kafası kalabalık insanlarız biz…&lt;br /&gt;Herkesin hemen her şeye fikir yürüttüğü, her şeye kafa yorduğu, herkesin her şeyi bildiği ve öylece yaşayıp gittiği toprakların çocuğuysan,  kaçınılmazın biraz da bu kalabalık…&lt;br /&gt;İlla şuçu kadere yükleyeceksek, kader bu işte:)&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;Şimdi, şu anda fikir yürütüyorum öyleyse; ya dağıtacaksın bu kalabalığı ya da bir düzene sokacaksın… &lt;br /&gt;Kalabalık bir kafayla ne yola koyulmak ne de bulunduğun yere sahip çıkmak mümkün değil anlaşılan…&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;Yazıya nasıl başladın, nereye bağladın be Nilgün diyenlere not: Mazeretim var, kafamın kalabalığına verin:) Durum tespiti yapayım derken, bir self motivasyon yaptığımı ben de fark ettim:)&lt;br /&gt;Şiir Can Yücel’den.. Şair otur diyenin kazandığını söylüyor… &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şu kalabalıkla baş edebilirsem, ben kalk gidelim diyene uyacağım…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7765710158476663629-8591054799377791732?l=nilgunkaratass.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nilgunkaratass.blogspot.com/feeds/8591054799377791732/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://nilgunkaratass.blogspot.com/2010/03/bir-yanm-kalk-gidelim-diyor.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7765710158476663629/posts/default/8591054799377791732'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7765710158476663629/posts/default/8591054799377791732'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nilgunkaratass.blogspot.com/2010/03/bir-yanm-kalk-gidelim-diyor.html' title='Bir yanım kalk gidelim diyor...'/><author><name>Nilgün Karataş</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10011801159045790237</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='27' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_PJu15XgOjpw/SyVoGz0Lx7I/AAAAAAAAAB4/TVnErtnZ3aY/S220/KOSOVA+01991234.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7765710158476663629.post-7594617211560210690</id><published>2010-02-07T14:17:00.000-08:00</published><updated>2010-02-07T16:28:09.027-08:00</updated><title type='text'>G...'nin giderken söyledikleri...</title><content type='html'>Yaşamın vişne rengi dudakları vardır sevgilim&lt;br /&gt;öpüşün kadar sıcak ve tatlı&lt;br /&gt;özgürlük türküleri de söylenir bu dudaklarla&lt;br /&gt;sevda türküleri de&lt;br /&gt;vişne rengi dudakları vardır sevdanın&lt;br /&gt;gülümser dudakların gibi titrek ve dokunaklı&lt;br /&gt;okyanus olur sarar dünyayı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün size birinden söz edeceğim; adı G… Onu öyle anacağım, sadece bir harf ve üç nokta olarak…&lt;br /&gt;Aslında onu hiç tanımadım, bir türlü tanışma fırsatımız olmadı, o beni Nilgün olarak biliyordu, ben de onu G… olarak, ismen yani… Çok sıkça görüşemediğim arkadaşım A…’nın sevgilisiydi… &lt;br /&gt;Yani G… hakkında bildiğim her şey A…’nın anlattıklarından ibaret…&lt;br /&gt;Tanışmaları birkaç yıl öncesine dayanıyor, G…’nin A…’nın mahallesine taşınmasından kısa bir süre sonrasına. Bir şekilde tanışıyorlar, birbirlerinden etkileniyorlar ve sevgili oluyorlar.&lt;br /&gt;G… iyi para kazanan, iyi yaşayan, hoş bir adam… A…’ya karşı çok cömert… Geziyorlar, tozuyorlar, eğleniyorlar, seviyorlar, sevişiyorlar, günler güzel, hayat güzel, her şey güzel… &lt;br /&gt;A… bu kadar sevdiği, yanında bu kadar mutlu olduğu G… ile uzun yıllar yaşabileceğini düşünmeye başlıyor, belki de sonsuza kadar sürecek bir aşk onun hayal ettiği… &lt;br /&gt;G… ise hayatından memnun, yerken içerken, eğlenirken, sevişirken gösterdiği cömertliği sevgisine yansımıyor sadece. Hele hele evlilik aklından bile geçmiyor, erken diyor, zaman istiyor… Zaman… &lt;br /&gt;Oysa eskilerin deyimiyle yaş kemale ermiş de geçiyor bile. Haliyle aileler de sıkıştırmaya başlıyor. G… belki sırf A…’yı mutlu etmek için, belki sırf A…’yı susturabilmek için, kimbilir belki de o anda gerçekten öyle istediği için, tamam diyor, evleneceğiz…&lt;br /&gt;Bu sözü veriyor. Söz vermenin bir yerde olacakların sorumluluğunu da üstlenmek anlamına geldiğini düşünmeden… &lt;br /&gt;Yine bildiğini okuyor, verdiği söze karşın… &lt;br /&gt;A… bir aile olacaklarını hayal edip, yaşacakları evi kurarken o gezmeye, eğlenmeye devam ediyor… Acelesi yok, henüz genç ve önünde uzun bir hayat var… Tamam A…’yı sevdiğini söylüyor ama sıkıntıya gelemiyor, beni sıkboğaz etme diyor, daha yaşanacak bir sürü şey var, evlenmek için niye acele ediyoruz ki… &lt;br /&gt;Doğal olarak bu görüş ayrılıkları kavga getiriyor bir süre sonra, bu kavgalar da bir gün şiddet kullanmaya kadar varıyor...&lt;br /&gt;A… o gün çıkıyor evden, onunla birlikte yaşamayı, birlikte yaşlanmayı düşündüğü evden, bir daha da o eve G…’nin sevgilisi olarak girmiyor…     G…'nin hayatından tamamen çıkmıyor, bir şekilde çıkarıp atamıyor bu adamı hayatından, o hayatın bir yerinde hep var, bir arkadaş olarak…&lt;br /&gt;Zaten bir süre sonra G… mahalleden taşınıyor. Artık daha az görüşüyorlar, her istediğinde A… yanında olamıyor. Bir türlü kesişmeyen yolları giderek uzaklaşıyor birbirinden…&lt;br /&gt;A… kendini toparlıyor, üstelik o arada gerçekten taptığı babasını kaybetmesine karşın. Belki de böyle bir kayıp, öyle bir kaybın acısını hafifletiyor… &lt;br /&gt;Artık babasına gösteremediği, G…’nin geri teptiği sevgisini bir başka adam istiyor ondan, o da yeniden seviyor…&lt;br /&gt;G… ise yine bildiğin G…, yine geziyor, yine eğleniyor, yine içiyor, hayatındaki tek fark seviştiği kadınların isimlerinin değişmesi ve aldığı alkol miktarının her geçen gün biraz daha artması… &lt;br /&gt;Yalnız olmayı tercih ediyor, böyle mutlu olduğundan söz ediyor A…’ya, zaman zaman ettiği telefonlarda. Hala eski G… olduğunu, değişmeye pek niyeti olmadığını da anlatıyor… &lt;br /&gt;Aslında diyor arkadaşım, mutlu değildi ve o çok sevdiğini söylediği yalnızlıktan da nefret ediyordu. Yalnız kalmaktan nefret ettiği için içmekten başka ortak bir noktası bulunmadığı kişilerle arkadaşlık ediyor, ödediği hesaplarla onlardan yoldaşlık dileniyordu… Evde yalnız kalmamak, yalnız uyanmamak için sürekli bir sevgili buluyor ama kendinden asla taviz vermediği için, hele de sarhoşken iyice çekilmez olduğundan hayatına giren hiç kimse ona tahammül edemiyordu… Yalnız kalınca da zaten istediğinin bu olduğunu söylüyordu, böyle olması gerektiğine inandırıyordu kendini… Büyüklerin biçtiği yaşta değil de, kendi kafasında hesap ettiği bir yaşta, nasılsa kemale erecek, sıkıcı, yavan bir hayat sürecekti, bütün herkes gibi… Ama hala zamanı vardı… &lt;br /&gt;Benim bildiğim, zaman -o istediği zaman- G…’ye hiç yaramadı, önce işinden oldu, sonra sağlığından. A… pek görüşmüyordu onunla, yine de aradığında uzun uzun dinliyordu. Çünkü birini sevmişseniz, bir zaman diliminde birini gerçekten sevmişseniz onun hep iyi olmasını istersiniz… &lt;br /&gt;Sonra bir gün yine A…’nın telefonu çalıyor, hastaneye gelmelisin diyor, ortak bir arkadaş. O anda arayabileceği tek kişinin A… olduğunu ve mutlaka gelmesi gerektiğini anlatıyor bir çırpıda! G…’nin bir babası var ama yaşlı adam huzurevinde, bir kızkardeşi var ama yurtdışında. A…'dan sonra uzun süreli bir sevgilisi olmadığı da doğruymuş ki, yakınlarına haber verilmesi gerekince A… geliyor ilk akla.&lt;br /&gt;A… apar topar gidiyor, G… komada. Kendini bilmez bir şekilde yatıyor… Bir alkol komasına girmiş ve bir daha kendine gelememiş… Tam iki hafta yatıyor öylece, ne o tarafa gidiyor ne de bu tarafa dönüyor, öylece arafta asılı kalıyor… &lt;br /&gt;Ve önceki gün çekip gidiyor… &lt;br /&gt;Henüz kırkında bile değildi G… ve önünde çok uzun zaman vardı, öyle diyordu, öyle sanıyordu… O yüzden birini sevmek, birinin sevgisine karşılık vermek için acelesi yoktu.&lt;br /&gt;Özgürlük diyordu, böyle aktardı A…; ben özgür bir adam olmak istiyorum, birine bağlanmak, kendimi sınırlamak istemiyorum… &lt;br /&gt;A… onu özgür bıraktı…&lt;br /&gt;O ise özgürlüğünü daha çok kadınla sevişmekten, daha çok içmekten, daha çok sarhoş olmaktan yana kullandı… Başka bir türlüsünü denemek istemedi…&lt;br /&gt;Nedendir, niyedir bilemiyoruz ama zamanın birinde, bir şekilde öyle yazmıştı kafasına, özgürlükten anladığı buydu… Özgürlük diyordu bunun adına…&lt;br /&gt;Şimdi G… aramızda değil, onun için yapabildiğimiz tek şey ardından gözyaşı dökmek… Bir de gidişiyle bize verdiği mesajları çözmeye uğraşmak… &lt;br /&gt;Her gidenin kalanlara bir şeyler anlattığına eminim artık… Kimse boşuna ölmüyor, her gidiş kafamıza bir şeyleri kakmak için…&lt;br /&gt;Benim aldığım mesaja gelince; özgürlüğün öyle keyfine göre takılmak olmadığı, sevdiklerini sınırsızca sevmek, sevgide sınır tanımamak, sevebilecek birini bulduğunda ona sıkı sıkı sarılmak olduğu…&lt;br /&gt;Bir kere bile görmediğim, oturup bir kere bile sohbet etmediğim G… giderken bunları söylüyor bana…&lt;br /&gt;Bir de, hiç kimsenin yalnız ölmeyi hak etmediğini…&lt;br /&gt;Şiir A. Kadir Bilgin’den Adagio… Yani Elveda… &lt;br /&gt;Devamını da okuyun lütfen, devam edin…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ölüm:&lt;br /&gt;yiğit ve sevecen bir yaşamın &lt;br /&gt;mutlu günlere sunulmasıdır&lt;br /&gt;canlı bir gül gibi somut&lt;br /&gt;ayrılık yoktur artık zaman içinden&lt;br /&gt;yaşamın ve sevdanın, ölümün kimi kez de&lt;br /&gt;öpüşün kadar sıcak ve tatlı&lt;br /&gt;vişne rengi dudakları vardır sevgilim...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7765710158476663629-7594617211560210690?l=nilgunkaratass.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nilgunkaratass.blogspot.com/feeds/7594617211560210690/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://nilgunkaratass.blogspot.com/2010/02/gnin-giderken-soyledikleri.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7765710158476663629/posts/default/7594617211560210690'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7765710158476663629/posts/default/7594617211560210690'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nilgunkaratass.blogspot.com/2010/02/gnin-giderken-soyledikleri.html' title='G...&apos;nin giderken söyledikleri...'/><author><name>Nilgün Karataş</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10011801159045790237</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='27' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_PJu15XgOjpw/SyVoGz0Lx7I/AAAAAAAAAB4/TVnErtnZ3aY/S220/KOSOVA+01991234.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7765710158476663629.post-3665986010812950681</id><published>2010-02-01T15:19:00.000-08:00</published><updated>2010-02-02T08:24:03.358-08:00</updated><title type='text'>Hepsi bu mu, sadece var olmak...</title><content type='html'>Doğrudur: geçimimi sağlamaktayım hala&lt;br /&gt;Fakat inanın: bu sadece bir tesadüftür.&lt;br /&gt;Yaptıklarım&lt;br /&gt;Arasında hiçbir şey hak vermiyor karnımı doyurmaya.&lt;br /&gt;Tesadüfen ayaktayım. (Şansım ters giderse mahvoldum.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kafa yorduğum konulardan biridir, var oluş! Zaman zaman takılır aklıma var oluşumuzun, hadi daha özel sorayım; var oluşumun nedeni nedir? Niye varım bu dünyada, neden yaşıyorum?&lt;br /&gt;Gerçi anneme sorsam, yanıtı hazır: Tuzun kuru, derdin, tasan yok, boş işlerle uğraşıyorsun!&lt;br /&gt;Annemin dert tasa dediği şeyler koca ve çocuklardan ibaret, bütün hayatı boyunca başka türlüsünü bilmediğinden kocan ve çocukların yoksa derdin ve tasan da yoktur ona göre! Daha da ileri giderek bir koca ve en az bir çocuğa sahip değilsen, ‘boşuna yaşıyorsundur’ da der ama neyse… Anneciğimin fikirlerine karşı çıkmıyorum artık, eskisi gibi sinirlenmiyorum bu sözlere, gülüyorum ve gerçekten eğlendiriyor beni… &lt;br /&gt;Hatta onu şanslı bile buluyorum kendime göre, o 'var' oluşunun nedenini açıklayabiliyor kendince ya ben?&lt;br /&gt;Sürekli bu soruya kafa yorduğumu söyleyemem, günün hengamesi içinde akşam ne yiyeceğime daha çok kafa yorduğum da oluyor ama bugün o soruya takıldığım günlerden biri işte… Bir anlam aradığım, bir misyon üstlenmeye hazır olduğum günlerden biri bugün de:)&lt;br /&gt;Alacağım yanıttan tatmin olmayacağımı bile bile kendime soruyorum; bu dünyadaki var oluş nedenim her ayın birinde ihracat rakamlarını eline almak ve önceki aylara göre ne olduğunu saptamak mı? Ya da her ayın üçünde enflasyon verilerine bakıp, fiyatlardaki artışı yorumlamak mı? Her gün başbakan ekonomi için ne dedi, merkez bankası başkanı piyasalara ne mesaj verdi diye bakmak mıdır benim var oluş nedenim? Hükümetin bakanları bile benim kadar kafa yormuyordur bunlara, eminim…&lt;br /&gt;Hadi diyelim ki işten güçten biraz uzaklaştım, kafayı dağıtacak başka haberlere daldım… Benim var oluş nedenim bilmem kimin bilmem kimden neden ayrıldığı, falanca kişinin falanca yerde kiminle görüldüğü, üzerine giydiği kıyafetin rüküşlüğü, suratına yaptırdığı botoks, memesine taktırdığı silikonlara kafa yormak olabilir mi? &lt;br /&gt;E sen de yorma o güzel beynini bunlara demeyin sakın:) &lt;br /&gt;Dünyada ne olup bitiyor diye baktığım haberlerin yarısından çoğu bunları anlatıyor bana. O güzel beynimi işgal ediyor, varlığıma zerrece katkısı olmayan –bir katkısı varsa da henüz bulamadığım- bu gereksiz bilgiler…&lt;br /&gt;Hem bu işgalciler aynı anda bir sürü beyni ele geçirebilecek kadar da yetenekli. Ben iyi bir savunmayla dirensem bile bu işgalci bilgilere, birileri gelip kalelerimi yerle bir edebiliyor…&lt;br /&gt;Sözgelimi, bir kız arkadaşım gelip Angelina Jolie ile Brad Pitt ayrılıyormuş, ne diyorsun diye soruveriyor birden! Yaa diyerek hüzünleniyorum. Sanki arkadaşım kendi sevgilisinden ayrıldığından söz etmiş, ben de çok yakıştırıyormuşum onları gibi dertleniyorum, neden ayrılıyorlar ki şimdi?&lt;br /&gt;Kızlar işgal güçlerine teslim oluyor da erkekler olmuyor mu? Onlardan biri de gelip Yıldırım Demirören yeniden başkan seçildi, lanet olsun diye söyleniveriyor tepemde. Tamam bundan bana ne, yine de rahat durmuyorum, Murat Aksu mu başkan olsun istiyordun diyerek işgal güçlerinin beynime serpiştirdiği lüzumsuz bilgileri devreye sokuyorum. Şimdi taraftar başkanı istemiyorsa ne olacak bu takımın hali diye de düşünmeden edemiyorum. Oysa ben Beşiktaş’ı bile tutmuyorum:)&lt;br /&gt;Hadi iyimserliği elden bırakmayıp hayatın renkleri diyeyim bütün bunlara… Diyeyim de bunu der demez işgal edilmemiş hücrelerim ayaklanıyor o anda; Rengarenk olan hayat seninki mi? &lt;br /&gt;Ve hemen o soru geliyor ardından: Var oluşunun gerçek nedeni nedir peki?&lt;br /&gt;Belki de en iyisi bu soruyu duymamak ama duyuyorum. &lt;br /&gt;Duymamış gibi yapabiliyorum ama duyuyorum…&lt;br /&gt;Aklıma Oscar Wilde’ın ‘Yaşamak dünyada en nadir şeydir; insanın büyük çoğunluğu var oluyor, hepsi bu’ sözü geliyor… &lt;br /&gt;Hepsi bu mu, sadece var olmak… &lt;br /&gt;Belki de budur! &lt;br /&gt;Belki de en iyisi kafa yormamaktır bunlara… Belki de…&lt;br /&gt;Şiir Bertolt Brecht’ten; Bizden Sonra Doğanlara… &lt;br /&gt;Belki de şairin dediği gibi, tesadüfen ayaktayımdır, tesadüfen varımdır!&lt;br /&gt;Belki de bugünkü misyonum budur; usta bir şairin birkaç dizesini sizlerle paylaşmak…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7765710158476663629-3665986010812950681?l=nilgunkaratass.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nilgunkaratass.blogspot.com/feeds/3665986010812950681/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://nilgunkaratass.blogspot.com/2010/02/hepsi-bu-mu-sadece-var-olmak.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7765710158476663629/posts/default/3665986010812950681'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7765710158476663629/posts/default/3665986010812950681'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nilgunkaratass.blogspot.com/2010/02/hepsi-bu-mu-sadece-var-olmak.html' title='Hepsi bu mu, sadece var olmak...'/><author><name>Nilgün Karataş</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10011801159045790237</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='27' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_PJu15XgOjpw/SyVoGz0Lx7I/AAAAAAAAAB4/TVnErtnZ3aY/S220/KOSOVA+01991234.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7765710158476663629.post-4625160719927151131</id><published>2010-01-27T14:46:00.000-08:00</published><updated>2010-01-27T14:46:27.641-08:00</updated><title type='text'>insan insana güvense...</title><content type='html'>Madde I: &lt;br /&gt;Bu yasaya göre&lt;br /&gt;önemli olan gerçektir bundan böyle&lt;br /&gt;önemli olan yaşamdır&lt;br /&gt;el ele verip&lt;br /&gt;gerçek yaşam için çalışılacaktır.&lt;br /&gt;…&lt;br /&gt;Paragraf I:&lt;br /&gt;İnsan, insana güvenecektir&lt;br /&gt;çocuğa güvenen çocuk gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir haftadır buralarda yoktum, iş nedeniyle (itiraf ediyorum iş sadece 3 saatti) taa Brezilya’ya gittim. Gittim geldim bir hafta ama gidiş ve geliş için birer gün düşün, kısacık bir ziyaret… &lt;br /&gt;Konuya girmeden önce önemli bir tavsiye; ne yapın edin para biriktirin, kredi çekin, bir şey yapın ama böyle uzun uçuşlarda sakın ekonomik uçmayın. Ben uçtum tam bir perişanlık… Ha ben kafamı koyduğum an uyurum diyorsanız paranız cebinizde kalsın, gittiğiniz yerde afiyetle yiyin:)&lt;br /&gt;Yiyin dedim de şimdi ben size Brezilya’da ne yenilir ne içilir, nerelere gidilir, neler görülür gibi şeyler anlatmayacağım. Ekonomisine hiç ama hiç girmeyeceğim, kaderi bize pek benziyor demem yeterli olacaktır. &lt;br /&gt;Bu ülkede beni asıl etkileyen insanlar oldu, onlardan söz edeceğim. &lt;br /&gt;Renkli ülkenin, renkli insanlarına ilişkin izlenimlerimi aktaracağım…&lt;br /&gt;Renkliler dedim ya gerçekten renkliler, siyah, beyaz, sütlü kahve, çekik... Uzun, kısa, şişko, zayıf… Çeşit çeşit… Renk renk…&lt;br /&gt;Gruptaki erkek arkadaşların arandığı anlamda bolca güzel kız (!) göremedik ama gerçek anlamda çok güzel insanlar… &lt;br /&gt;Sambadan önce acının güzelleştirdiği insanlar… &lt;br /&gt;Brezilya tarihi denilince akla göç ve köleliğin gelmesi acı derken neyi kast ettiğimin özeti… &lt;br /&gt;Bu renkli insanların sadece yüzde 6'sı Brezilya yerlisi... Yani 198 milyonluk ülkede 100 kişiden 6’sı özbeöz Brezilyalı. Peki gerisi? &lt;br /&gt;Onlar da Brezilyalı… Portekiz, İtalya, Hollanda, Polonya, Alman, hatta Japon ve hatta kendilerine Turco diyen, ısrarla dedelerinin Türk olduğunu söyleyen Lübnan kökenli Brezilyalılar… &lt;br /&gt;Bu kadar farklı kökten gelen Brezilyalılar, ne ten rengi, ne yemek, ne müzik, ne dans ve ne de dinsel bir ayrımcılık yapmadan elele, kolkola, hep birlikte yaşayıp gidiyorlar… Birlikte samba yapıp, sevişiyorlar ve birbirinden güzel melez çocuklar yapıyorlar... &lt;br /&gt;Sokakta büyük büyükannesinin kalın dudaklarını almış bir sarışın, plajda büyük büyükbabasının çekik gözlerini almış bir siyah görmek sizi şaşırtabilir ama onlar Brezilyalı… &lt;br /&gt;Irkların kaynaşmasından doğan çocuklar onlar… &lt;br /&gt;Denizi, kumu, güneşi, eğlencesi bir yana sadece bu yönüyle bile etkileyici bir ülke Brezilya… Belki de bu kadar çok etkilenmiş olmasının nedeni, benim ülkemde Türküm-değilim gibi tartışmalar yaşanıyor olmasıdır… &lt;br /&gt;Büyük büyük atalarının nereden geldiğinin, kökenlerinin kimlere dayandığının ne önemi olabilir ki? Aynı ülkede, aynı topraklarda, aynı havayı soluyup ve aynı kaderi paylaştıktan sonra? &lt;br /&gt;İşte Brezilyalılar bunun en güzel örneği…&lt;br /&gt;Bu insanların bir özelliği de rahatlığı… Bizim gibi sabırsızlığı marifet sanan, sürekli çok önemli bir işi varmış gibi koşuşturanları çıldırtacak kadar rahat ve yavaş olabilirler ama onlar sıcak bir ülkenin çocukları…&lt;br /&gt;Bu rahatlık davranışlara yansıdığı kadar giyim kuşama da yansıyor elbette… Bikini üstüyle otobüse binebilen bir genç kız, selülitlerini hiç dert etmeden mini şortuyla pazara çıkan bir teyze Rio sokaklarında oldukça normal… Ya da bir gece kulübüne samba yapmak için gelmiş birkaç ihtiyar… &lt;br /&gt;Kimse vücudum çok güzel diye açılmıyor, kimse vücudum çok çirkin diye kapanmıyor… Kimse çok gencim diye dağıtmıyor kimse çok yaşlıyım diye hayattan çekilmiyor… &lt;br /&gt;Bizim buralarda takık olduğumuz pek çok konu onları ilgilendirmiyor… Kökleri ve tipleriyle hava atmadan, kompleks yapmadan yaşayıp gidiyor Brezilyalılar…&lt;br /&gt;İnsanca pek insanca geldi bana… Paylaşmak istedim…&lt;br /&gt;Şiir Thiago de Mello’dan… İnsan Yasası…&lt;br /&gt;Not: İlk fırsatta Brezilyalı bu ünlü şairin bu güzel şiirin tamamını yazacağım buraya, birlikte okuyalım…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7765710158476663629-4625160719927151131?l=nilgunkaratass.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nilgunkaratass.blogspot.com/feeds/4625160719927151131/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://nilgunkaratass.blogspot.com/2010/01/insan-insana-guvense.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7765710158476663629/posts/default/4625160719927151131'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7765710158476663629/posts/default/4625160719927151131'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nilgunkaratass.blogspot.com/2010/01/insan-insana-guvense.html' title='insan insana güvense...'/><author><name>Nilgün Karataş</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10011801159045790237</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='27' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_PJu15XgOjpw/SyVoGz0Lx7I/AAAAAAAAAB4/TVnErtnZ3aY/S220/KOSOVA+01991234.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7765710158476663629.post-5625513770261746860</id><published>2010-01-13T13:51:00.000-08:00</published><updated>2010-02-05T13:10:16.584-08:00</updated><title type='text'>Özür ve samimiyet...</title><content type='html'>Hicran destanını kendinden oku, &lt;br /&gt;Mecnun'dan duyup da rivayet etme. &lt;br /&gt;Aşkın Leyla'sını gördünse söyle. &lt;br /&gt;Söz temsili bulup hikayet etme.&lt;br /&gt;…&lt;br /&gt;Özründen çok büyük kabahat etme. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En son ikibinon’u (böyle yazmak hoşuma gidiyor) karşılarken yazmışım, aslında her gün aklıma karalayacak bir şeyler geliyor ama vakit bulduğumda takat bulamıyorum, takat bulduğumda vakit…&lt;br /&gt;Hemen burada da bir parantez açıyorum; takat sözcüğü de hoşuma gidiyor. Bir şeyi yapabilme gücü, derman anlamında. Şimdilerin diliyle enerji de denilebilir ama ona enerji buna enerji ben boşverdim, siz de boşverin…&lt;br /&gt;Yüksek sesle tekrarlarsanız takat’in kulağa hoş geldiğini siz de fark edeceksiniz:) &lt;br /&gt;Ve parantezi kapatarak asıl konuma geçiyorum…&lt;br /&gt;Bugün kafa yorduğum konu özür dilemek… &lt;br /&gt;Aslında dünden beri kafa yoruyorum, haklı olduğum bir konuda birinden özür diledim… Gerçi ‘haklıyım ama uslubum yanlıştı’ şerhi koyarak diledim özürü ama kafaya da taktım… &lt;br /&gt;Tam bunun üzerine Türkiye ile İsrail arasında ‘alçak koltuk krizi’ çıkıp da iş özür dilersin-dilemezsin meselesine gelince iyice bu konuya yoğunlaştım… Gerçi burada sözü edilen resmi özür ama olsun, sonuçta aynı eylem; yaptığı bir yanlıştan dolayı bağışlanmayı isteme eylemi sözünü ettiğimiz…&lt;br /&gt;Bir de bunların üzerine okuduğum kitapta -Coetzee’nin Kötü Bir Yılın Güncesi- bugün geldiğim bölümün adı da ‘Özür Dilemek Üzerine’ olunca; tamam dedim Nilgün, şimdi düşüncelerin olgunlaştı artık bunları yazabilir ve başkalarının fikirlerini de alabilirsin…&lt;br /&gt;Bize öğretilen nedir; özür dilemek bir erdemdir! &lt;br /&gt;Öyle ya herkes hata yapabilir ama insan yanlışını fark edip, pişman olduğunda bunu dile de getirmelidir!&lt;br /&gt;Hiçbir itirazım yok, insan hata yapabildiği gibi özür de dileyebilmeli…&lt;br /&gt;Benim aklıma takılan samimiyet…&lt;br /&gt;Özür dilemenin bir diplomasi sanatı haline gelmesi… &lt;br /&gt;Bir bakın etrafınıza herkes herkesten özür diliyor, devletler aralarının bozulmasını istemediği devletlerden, şirketler kaybetmek istemedikleri müşterilerinden, bireyler ilişkilerini sürdürmek istedikleri diğer bireylerden… &lt;br /&gt;Bir çıkarcılık kokusu alıyorum sanki…&lt;br /&gt;Özür dilemek bir pişmanlık ifadesinden daha çok çıkarlarını korumak için yerine getirilmesi gereken (ve hatta dayatılan) bir eyleme dönüşmüş gibi… Duygular nerede peki? Hakkaniyet nerede? Samimiyet nerede?&lt;br /&gt;Coetzee’nin kitabında verdiği örneği sizlerle paylaşırsam ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız… &lt;br /&gt;Yazar bir gazete ilanından söz ediyor; yasal yükümlülükler alanında uzman Amerikalı bir avukat 650 dolarlık bir saat ücreti karşılığında, yükümlülük kabul etmeden nasıl özür dileneceği konusunda Avustralyalı şirketlere yol gösteriyormuş!&lt;br /&gt;İşte tam da anlatmak istediklerime cuk oturan bir örnek…&lt;br /&gt;Yazarımız diyor ki; önce Adam Smith aklı çıkarın hizmetine sundu, şimdi duygular çıkarın hizmetine sunuluyor… &lt;br /&gt;Öyle ya mevcut kültürde samimiyetle, samimiyet gösterisi arasında ayrım yapma kaygısı güden kaç kişiyiz?&lt;br /&gt;Sonuç, ben kimseden özür falan beklemeyeceğim artık! Yaptığında haklı olduğunu düşünüyorsa lütfen beni buna ikna etmeye çalışsın ama samimiyetsiz bir şekilde özür dilemesin… &lt;br /&gt;Bir kez daha vurguluyorum, aslolan samimiyet…&lt;br /&gt;Şiir Neyzen Tevfik’ten… Anladın mı… &lt;br /&gt;İlk dörtlüğü ve son mısrası… &lt;br /&gt;Ne güzel demiş, Özründen büyük kabahat etme…&lt;br /&gt;Meraklısına not; ben özür dilerken haklı olduğumu belirtmiştim, hala da haklı olduğuma inanıyorum… Ama uslubum gerçekten yanlıştı, özürü onun için diledim. &lt;br /&gt;Yani samimiydim:)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7765710158476663629-5625513770261746860?l=nilgunkaratass.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nilgunkaratass.blogspot.com/feeds/5625513770261746860/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://nilgunkaratass.blogspot.com/2010/01/ozur-ve-samimiyet.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7765710158476663629/posts/default/5625513770261746860'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7765710158476663629/posts/default/5625513770261746860'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nilgunkaratass.blogspot.com/2010/01/ozur-ve-samimiyet.html' title='Özür ve samimiyet...'/><author><name>Nilgün Karataş</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10011801159045790237</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='27' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_PJu15XgOjpw/SyVoGz0Lx7I/AAAAAAAAAB4/TVnErtnZ3aY/S220/KOSOVA+01991234.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7765710158476663629.post-7431651501174669668</id><published>2009-12-30T15:15:00.000-08:00</published><updated>2009-12-30T15:29:40.651-08:00</updated><title type='text'>Balıklama dalıyorum 2010'a...</title><content type='html'>Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var: &lt;br /&gt;Yaşadın mı, yoğunluğuna yaşayacaksın bir şeyi &lt;br /&gt;Sevgilin bitkin kalmalı öpülmekten &lt;br /&gt;Sen bitkin düşmelisin koklamaktan bir çiçeği&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve saatler artık 31 Aralık’a döndü… An itibariyle yılın son günü… &lt;br /&gt;Yarın yepyeni bir yıla uyanacağız…&lt;br /&gt;Adettendir biten yılın muhasebesini yapmak...&lt;br /&gt;Yeni yıla bir sürü cek, cak’larla girmek…&lt;br /&gt;Boşverin…&lt;br /&gt;Miş’ler zaten olmuş, bitmiş, gitmiş… &lt;br /&gt;Cek’ler ya gelecek ya da gelmeyecek… &lt;br /&gt;Cak’lar ya olacak ya da olmayacak…&lt;br /&gt;Neler planlamıştık her bir yeni yıla girerken… Neler oldu?&lt;br /&gt;Ummadığımız sevinçler yaşadık… Beklenmedik acılar…&lt;br /&gt;Küçükken 2000 yılında kaç yaşında olacağımı hesaplardım... &lt;br /&gt;Çok vardı 2000’e… Çok uzaktı ve ben gerçekten büyük olacaktım…&lt;br /&gt;2000 geldi geçti, üstüne bir de 9 yıl bitti… &lt;br /&gt;Büyüdüm gerçekten, çocukken düşündüğüm kadar büyük adam olamadım ama takvim yıllarıyla birlikte yaş aldım… &lt;br /&gt;Kocaman kadın dediklerimin yaşına vardım… Çocukluk işte otuzunu geçen herkes kocamandı:)&lt;br /&gt;Bir sürü şey yaşadım… Bir sürü şey yaşamadım…&lt;br /&gt;Saatler geçmiyor diye hayıflandığım oldu, günler gelip geçerken boşverdiğim de…&lt;br /&gt;Planladığım çok şey kıyıda köşede kaldı, aklıma bile gelmeyenler başıma geldi…&lt;br /&gt;Öyle acılar çektim ki hiç dinmeyecek sandım…&lt;br /&gt;Öyle mutluluklar yaşadım ki hiç bitmeyecek sandım…&lt;br /&gt;Bazen izlediğim bir haber akıttı gözyaşlarımı, benim olmayan bir çocuğun acısına katlanamadım…&lt;br /&gt;Bazen başkalarının mutluluğu bulaştı, benim olmayan bir çocuğun ilk dişinin çıkışını kutladım…&lt;br /&gt;Haksızlığa uğradığımı düşündüğüm oldu, kırıldım… &lt;br /&gt;Başkalarına haksızlık yaptım, fark ettiklerime üzüldüm, &lt;br /&gt;fark etmediklerimle üzdüm…&lt;br /&gt;Yol arkadaşlarım oldu yıllar boyunca, kimileri başka bir yola saptı… &lt;br /&gt;Kimileriyle yolculuğa devam ettim, yeni yeni arkadaşlar buldum &lt;br /&gt;yol boyunca… &lt;br /&gt;Hepsini sevdim… Hepsini sevgiyle anmak isterim ama yapamam… &lt;br /&gt;Kimilerini unutmayı yeğlerim… &lt;br /&gt;Kimileriyle de belki bir gün, bir yerde yolumuzun yeniden &lt;br /&gt;kesişmesini isterim. &lt;br /&gt;İşte öyle böyle derken 2000 geldi geçti, üstüne bir de 9 yıl bitti…&lt;br /&gt;Sonuç, ben oldum… &lt;br /&gt;Şimdi biten bir yılın ardından ağıtlar yakamayacağım… &lt;br /&gt;Yaşandı, bitti… Vebali boynuma…&lt;br /&gt;Gelen yıla da öyle büyük anlamlar yüklemeyeceğim… &lt;br /&gt;Yaşanacak, bitecek… Vebali boynuma…&lt;br /&gt;Yaptıklarım, yapacaklarımın teminatı değildir! Bu böyle biline… &lt;br /&gt;Şairin dediği gibi, balıklama dalıyorum hayata...&lt;br /&gt;Bu yazı böyle bitmez… İyi dileklerin dilenmediği yeni yıl yazısı olmaz!&lt;br /&gt;Yarın yılbaşı, yılın başı, ayın başı, günün başı… &lt;br /&gt;İyi şeyler için ille de bir baş gerekiyorsa, hepimiz için dileğim; &lt;br /&gt;yılın, ayın, günlerin, anların boşa gitmemesi… &lt;br /&gt;Yıllarımızın, aylarımızın, günlerimizin, anlarımızın &lt;br /&gt;gönlümüze göre geçmesi…&lt;br /&gt;Bilirim, gönül güzel şeyler ister…&lt;br /&gt;Şiir Ataol Behramoğlu’ndan… &lt;br /&gt;Yaşadıklarımdan Öğrendiğim Bir Şey Var….&lt;br /&gt;Paylaşacaksam tamamını paylaşmalıyım dedim… &lt;br /&gt;Sen de okuduysan buraya kadar, tamamını okumalısın… &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var: &lt;br /&gt;Yaşadın mı, yoğunluğuna yaşayacaksın bir şeyi &lt;br /&gt;Sevgilin bitkin kalmalı öpülmekten &lt;br /&gt;Sen bitkin düşmelisin koklamaktan bir çiçeği &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsan saatlerce bakabilir gökyüzüne &lt;br /&gt;Denize saatlerce bakabilir, bir kuşa, bir çocuğa &lt;br /&gt;Yaşamak yeryüzünde, onunla karışmaktır &lt;br /&gt;Kopmaz kökler salmaktır oraya &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kucakladın mı sımsıkı kucaklayacaksın arkadaşını &lt;br /&gt;Kavgaya tüm kaslarınla, gövdenle, tutkunla gireceksin &lt;br /&gt;Ve uzandın mı bir kez sımsıcak kumlara &lt;br /&gt;Bir kum tanesi gibi, bir yaprak gibi, bir taş gibi dinleneceksin &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsan bütün güzel müzikleri dinlemeli alabildiğine &lt;br /&gt;Hem de tüm benliği seslerle, ezgilerle dolarcasına &lt;br /&gt;İnsan balıklama dalmalı içine hayatın &lt;br /&gt;Bir kayadan zümrüt bir denize dalarcasına &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzak ülkeler çekmeli seni, tanımadığın insanlar &lt;br /&gt;Bütün kitapları okumak, bütün hayatları tanımak arzusuyla yanmalısın &lt;br /&gt;Değişmemelisin hiçbir şeyle bir bardak su içmenin mutluluğunu &lt;br /&gt;Fakat ne kadar sevinç varsa yaşamak özlemiyle dolmalısın &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve kederi de yaşamalısın, namusluca, bütün benliğinle &lt;br /&gt;Çünkü acılar da, sevinçler gibi olgunlaştırır insanı &lt;br /&gt;Kanın karışmalı hayatın büyük dolaşımına &lt;br /&gt;Dolaşmalı damarlarında hayatın sonsuz taze kanı &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var: &lt;br /&gt;Yaşadın mı büyük yaşayacaksın, ırmaklara, göğe, bütün evrene karışırcasına &lt;br /&gt;Çünkü ömür dediğimiz şey, hayata sunulmuş bir armağandır &lt;br /&gt;Ve hayat, sunulmuş bir armağandır insana.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7765710158476663629-7431651501174669668?l=nilgunkaratass.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nilgunkaratass.blogspot.com/feeds/7431651501174669668/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://nilgunkaratass.blogspot.com/2009/12/balklama-dalyorum-2010a.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7765710158476663629/posts/default/7431651501174669668'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7765710158476663629/posts/default/7431651501174669668'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nilgunkaratass.blogspot.com/2009/12/balklama-dalyorum-2010a.html' title='Balıklama dalıyorum 2010&apos;a...'/><author><name>Nilgün Karataş</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10011801159045790237</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='27' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_PJu15XgOjpw/SyVoGz0Lx7I/AAAAAAAAAB4/TVnErtnZ3aY/S220/KOSOVA+01991234.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7765710158476663629.post-7174336155411116140</id><published>2009-12-30T07:49:00.000-08:00</published><updated>2009-12-30T08:25:29.456-08:00</updated><title type='text'>Neşeli ol ki...</title><content type='html'>Sanki biz olmayan insanlarız biraz da kuşkuluyuz &lt;br /&gt;Ya da çok kuşkuluyuz-böyle. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazen uyanır uyanmaz neşeli olduğum günler vardır... Artık seroton mi, endorfin mi, hangisini fazla salgılıyorsam... Hayat güzel mi güzel... Yüzümde bir gülümseme, sesimde bir ahenk... Sonsuza kadar böyle kalabilirim... &lt;br /&gt;Ne büyük yanılgı!&lt;br /&gt;Tam da o günlerde, daha çok canımı yakıyor enerji vampirleri... Bir çift söz serotonini de alt edebiliyor, endorfini de...&lt;br /&gt;Bu sözün ille de benimle ilgili olmasına gerek yok, kiminle ilgili olursa olsun kötü söz kötüdür! Hep şikayet, hep bir yakıştırma, hep bir suçlama... Hep oküz altında bir buzağı arama...&lt;br /&gt;Sorsan, ne öküz umrunda ne de buzağı! Ama yine de hem öküze takık hem de buzağına...&lt;br /&gt;Aslında bilirsin bu kişinin tek isteği var o da; onaylanmak... Çünkü o hep haksızlığa uğramıştır, kimse onu yeterince sevmemiş, kimse onun kıymetini bilmemiştir. O hep çalışmış, çabalamış, elinden geleni yapmış ama kimse bunu görmemiştir... Açık açık söylenmez bunlar... Dikkat edin zaten enerji vampirlerlerinin olumsuz cümleleri daha çok ondan söz eder, ondan, şundan, bundan... Sanki derdi kendisi değil başkalarıymış gibi...&lt;br /&gt;Haklısın desen belki de konu kapanacak ama durum değişmeyecek... O konu kapansa da bir diğeri açılacak... Şikayet edilecek o kadar çok şey var ki etrafta...&lt;br /&gt;Ya boşver arkadaşım desen bir türlü... Bu sefer o kızdığı kişi her kimse, sana o gibi davranacak. Hani davransın diyeceğim ama ona yapamadığı suratı sana yapacak!&lt;br /&gt;Kazara aksi bir görüşü dile getirirsen, yandın! Ya bir laf sokacak ya da eski bir defteri açıp, eninde sonunda seni suçlu çıkaracak...&lt;br /&gt;Ne yaparsanız yapın o güzelim serotonin, o canım endorfin gidecek, o negatif insan onu emecek. &lt;br /&gt;Bari bir işine yarasa! Azıcık mutlu olsa...&lt;br /&gt;Tamam insanın acılı halleri vardır, mutsuz olduğu anlar... Hüznün hüküm sürdüğü saatler...Duygusallığın bünyeyi ele geçirdiği, bazen de depresyonun hakimiyetini ilan ettiği dönemler... &lt;br /&gt;Ama bu öyle değil...&lt;br /&gt;Herkesin niyetinin kötü, yaptığı işin katakulli olduğunu söylemek ne acıya, ne duygusallığa ne de depresyona sığmaz, bu bambaşka bir şey...&lt;br /&gt;Şimdi vampir kardeş, sözüm sana; yol yakınken şu vampirlik işinden vazgeç... Sana bile bir faydası olmaz bu işin... &lt;br /&gt;Kötü biri değilsin biliyorum, kötü olamayacak kadar çok kafanı yoruyorsun çünkü... Seni ilgilendirmeyen insanları düşünecek, seni hiç ilgilendirmeyecek olaylara kızacak kadar dolusun...&lt;br /&gt;Mutlu olmayı bilmiyorsun belki de... Kendini fazla mı önemsiyorsun acaba? Kendi kıymetini mi bilmiyorsun yoksa?&lt;br /&gt;Hayat güzeldir demeyeceğim sana... Kızarsın... Hayatın güzel olduğu anlar da vardır demek istiyorum yine de... Tadını çıkar bu anların... Kendi serotonini, kendi endorfinini kendin üret lütfen, benimkini tüketme... Neşeli ol ki genç kalasın:) &lt;br /&gt;Şiir Edip Cansever'in Umutsuzlar Parkı'ndan iki dizecik...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7765710158476663629-7174336155411116140?l=nilgunkaratass.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nilgunkaratass.blogspot.com/feeds/7174336155411116140/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://nilgunkaratass.blogspot.com/2009/12/neseli-ol-ki.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7765710158476663629/posts/default/7174336155411116140'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7765710158476663629/posts/default/7174336155411116140'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nilgunkaratass.blogspot.com/2009/12/neseli-ol-ki.html' title='Neşeli ol ki...'/><author><name>Nilgün Karataş</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10011801159045790237</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='27' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_PJu15XgOjpw/SyVoGz0Lx7I/AAAAAAAAAB4/TVnErtnZ3aY/S220/KOSOVA+01991234.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7765710158476663629.post-6423809363678170018</id><published>2009-12-29T15:11:00.000-08:00</published><updated>2009-12-30T03:19:51.129-08:00</updated><title type='text'>Ortaya karışık...</title><content type='html'>Rüzgar tersine esiyor. Niçin?&lt;br /&gt;Eski günler geri mi gelecek?&lt;br /&gt;Kımıldıyor kozasında böcek&lt;br /&gt;Bildiği hayata doğmak için.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün için aslında başka bir yazı yazmıştım… Ama gazetedeki bilgisayarımda kaldı… İyi de oldu, güzel başladığım bir güne olumsuz duygularla devam ederken karalamıştım o yazıyı…. Enerji vampirlerinden söz etmiştim… Onu da paylaşırım sizinle ama böyle enerjimin emildiği günlerde kendime nasıl geldiğime ilişkin sırrımı paylaşmak istiyorum sizinle…&lt;br /&gt;Aslında sır denmez buna, herkesin bildiği bir şey; müzik… Evet müzik dinlemek…&lt;br /&gt;Kızıp bağırmak, bağıramayıp daralmak yerine bırakın başkaları çalıp söylerken sizin ruhunuz havalansın… &lt;br /&gt;Sözü burada bitirmeyip, iyi ama böyle zamanlarda ne dinleyeyim diyenleri de düşünerek kendi listemden ipuçları vereceğim…&lt;br /&gt;Şimdi diyelim ki çok sıkıldınız, ağzınızı açsanız öfke saçacaksınız etrafa… Yapmayın… &lt;br /&gt;Bunun yerine ilk dinleyeceğiniz parça Ave Maria olsun… Ama Schubert’in Ave Maria’sı... Söylemeyen kimse kalmamış bu parçayı, Cranberries’ten Sarah Brigtman’a kadar.. Benim önerim Christina England Hale’den dinlemeniz… O muhteşem besteyle, o nefis sesle garanti veriyorum, evren kaç katsa artık zirvesine yükselir, nirvana’ya erersiniz…:)&lt;br /&gt;Yok Meryem Ana’ya yakarış benim bünyeme aykırı derseniz, Salat-ı Ummiye’yi önereceğim hemen… Itri’ye ait bu besteyi, Çukurova Devlet Senfoni Orkestrası’nın yorumuyla dinleyin… İkisi de aynı işi görecektir, amaç önce sakinleşmek… &lt;br /&gt;İkinci parçam Foolish Games, Jewel'den… &lt;i&gt;Ceketini çıkardın ve yağmurda dikildin, her zaman böyle çılgındın…&lt;/i&gt; &lt;br /&gt;Öfkesi hala geçmeyenler için Epica’dan Black Infinity… &lt;br /&gt;&lt;i&gt;Akıp  gitmekte olan selden kendimi korumaya çalışıyorum &lt;/i&gt; diyerek &lt;i&gt;boş bir sonsuzluğun içinde&lt;/i&gt; kaybolabilirsiniz... &lt;br /&gt;Kıvama gelenler ise Leonard Cohen ile Dance Me diye mırıldanmaya başlayabilir... &lt;br /&gt;&lt;i&gt;Paniğe doğru dans et benimle, kendimi güvenle toparlayana kadar...&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;Biraz daha iyiyiz artık, öyleyse Lisa Ekdahl’ın Vem Vet’i  ile ritm tutabiliriz… İsveçli bu genç cazcı bize kendi dilinde &lt;i&gt;kim bilir &lt;/i&gt;derken, baştaki &lt;i&gt;sen doğru olamayacak kadar güzel bir hikâyesin&lt;/i&gt;, sözlerini tamamen üstümüze alınabiliriz:) &lt;br /&gt;Derim ki araya Natasha Begingfield’den Unwritten’ı da sıkıştırın.. &lt;br /&gt;&lt;i&gt;Ben yazılmamış, aklımı okuyamıyorum, tanımlanmamışım…&lt;/i&gt; Daha özel nasıl anlatabiliriz ki kendimizi? &lt;br /&gt;Sırada Beat İt var… İsteyen Michael Jackson’dan dinleyebilir ama Cris Delanno’dan dinlemek daha iyi geliyor bana, böyle anlarda. &lt;br /&gt;&lt;i&gt;Kaçarken çok daha iyisin… &lt;/i&gt; Bizimki de bir nevi kaçış zaten…:)&lt;br /&gt;Vee artık final James Brown’dan I Feel Good… &lt;i&gt;İyi hissediyorum, şimdi öyleyim bunu biliyorum…&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;Final önerime geçmeden önce, eğer kızdığınız kişi işyerinizden biriyse Tom Waits’den God’s Away On Business’i de dinlemeniz vaciptir derim...&lt;br /&gt;&lt;i&gt;Satarım kalbini hurdacıya güzelim, bir meteliğe…&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;Evet, şimdi daha iyiyiz… İnsanların arasına dönebiliriz…&lt;br /&gt;Notalarla daldan dala uçarken, aman ne karışık bir liste demeyin! Hatırlatırım bu şarkıları dinlemeden önce siz de çok karışıktınız:) Ruh halimize göre, listemiz de ortaya karışık oluyor böyle:)&lt;br /&gt;Bu kadar şarkıdan sonra, yok ben ağlamadan rahatlamam diyenlerdensiniz, onun için de başka bir liste yaparız… Yeter ki siz isteyin…&lt;br /&gt;Bu arada İngilizcem şarkıları dinlerken çevirecek kadar iyi değil, sadece sevdiğim şarkılar ne diyor acaba diye google’a bakacak kadar meraklıyım:)&lt;br /&gt;Şiir Orhan Veli Kanık’ın Ave Maria’sının ilk dörtlüğü... İlk önerime direnenler için özellikle seçtim…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7765710158476663629-6423809363678170018?l=nilgunkaratass.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nilgunkaratass.blogspot.com/feeds/6423809363678170018/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://nilgunkaratass.blogspot.com/2009/12/ortaya-karsk.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7765710158476663629/posts/default/6423809363678170018'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7765710158476663629/posts/default/6423809363678170018'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nilgunkaratass.blogspot.com/2009/12/ortaya-karsk.html' title='Ortaya karışık...'/><author><name>Nilgün Karataş</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10011801159045790237</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='27' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_PJu15XgOjpw/SyVoGz0Lx7I/AAAAAAAAAB4/TVnErtnZ3aY/S220/KOSOVA+01991234.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7765710158476663629.post-5276541574683613225</id><published>2009-12-25T14:42:00.000-08:00</published><updated>2009-12-26T07:11:19.240-08:00</updated><title type='text'>Kabuklular sürüsüne katılmak...</title><content type='html'>Ekmek büyük insanlıktan başka herkese yeter &lt;br /&gt;pirinç de öyle&lt;br /&gt;şeker de öyle&lt;br /&gt;kumaş da öyle &lt;br /&gt;kitap da öyle &lt;br /&gt;büyük insanlıktan başka herkese yeter. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ruhu ince insanlar vardır… Çok azlar artık… Numune gibidir bunlar…  Hemen ayırt edilirler diğerlerinden, bu kadında/adamda bir tuhaflık var değil mi gibi çekiştirmelere bile malzeme olabilirler… Onlar buna aldırır mı aldırmaz mı bilinmez, o kadar naziktirler ki incindiklerini bile belli etmezler. Nazik ama sessiz bir şekilde, varlıklarını ya da yokluklarını hissettirmeden, çekingen, ürkek bir şekilde yaşayıp giderler… &lt;br /&gt;Bir de asgari müştereklerde buluşan çoğunluk vardır, sayıları her gün azalan… Olabildiğince nazik, olabildiğince anlayışlı, olabildiğince saygılı… İnsan olduğunun bilincindedirler, kendisi kadar karşısındakinin de… Gereksiz kaprisler, aşağılayan tavırlar, iğneleyen sözler, imkansız istekler gündemlerinde yoktur, karşısındakini de kendisi gibi bilip, kalp kırmamaya özen gösterirler… Hayat zaten zordur bir şekilde, beklentiler ile gerçekleşenler bir türlü uyuşmadığı için mutsuzdur zaten herkes, e bir de sayılamayacak kadar çok nedenden dolayı adaletsizdir hayat… Kimseye kabalık yapmak istemez bu insanlar… Can yakmak istemezler… Bilmeden, istemeden birinin canını yaktıklarında da en çok kendileri üzülürler…&lt;br /&gt;Sonra ne olur? Ezikler sürüsünde sıradan biri yerine koyulurlar… &lt;br /&gt;Çünkü bir de ezenler vardır, sayıları her gün biraz daha artan… Olabildiğince kaba, olabildiğince anlayışsız, olabildiğince saygısız… İnsan olduğunun bilincindedir fazlasıyla, karşısındakinin de kendisi gibi bir insan olduğunu umursamayacak kadar… Gereksiz kaprisler, aşağılayan tavırlar, iğneleyen sözler, imkansız isteklerle doludur gündemleri, karşısındakini de kendisi gibi bilip kalp kırmaya gayret ederler… Hayat zaten zordur bir şekilde, beklentiler ile gerçekleşenler bir türlü uyuşmadığı için mutsuzdur zaten herkes, e bir de sayılamayacak kadar çok nedenden dolayı adaletsizdir hayat… Tam da bu nedenlerle olsa gerek kabalık yaparlar bu insanlar… Hele de karşısındakinin dişine göre bir yem olduğunu düşündüklerinde… Can yakmak ister bu insanlar… Bilerek, isteyerek yakarlar o canları…&lt;br /&gt;Sonra ne olur? Ezikler sürüsünden ayrılıp kendini önemli sanan insanlar sürüsüne terfi ederler…&lt;br /&gt;Bugün bunları yazmamın nedeni çok genç bir arkadaşımın başına gelenler… İşini en iyi şekilde yapmak isteyen, bunu yaparken de karşısındakini önemsediğini, değer verdiğini gösteren, ruhunun güzelliği yüzüne de yansıyan bu genç arkadaşım, bugün o kendini önemli sananlar sürüsünden birinin gazabına uğradı… Kendini önemli sanan biri, bile bile, isteye isteye onun canını yakmaya çalıştı… &lt;br /&gt;O kaba ve nezaketsiz insanın ne düşündüğünü, bu olaydan nasıl bir haz aldığını bilemiyorum… Üzülebileceğine kesinlikle ihtimal vermiyorum, üzülebilmek gibi bir yetisi olsaydı gönül almak gibi bir yetisi de olurdu… Ama arkadaşımın ne yaşadığını biliyorum…  &lt;br /&gt;O genç arkadaşım neye uğradığını şaşırdı, üzüldü, buna karşın nezaketini elden bırakmadan bu hoyrat salvoyu savuşturmaya çalıştı… Ve daha yirmili yaşlarının başında, nazik olmanın eşittir ezik olmak anlamına geldiğini anladı… &lt;br /&gt;Umuyorum ki ruhu yaralanmamıştır…&lt;br /&gt;Çünkü yaralanan ruh kabuk bağlar ve o yara iyileşmeye fırsat bulamadan başkaları tarafından tekrar tekrar kanatılır, o yara tekrar kabuk bağlar, kabuk kalınlaştıkça kalınlaşır…&lt;br /&gt;Sonra ne olur? Ezikler sürüsünden ayrılıp kabuklular sürüsüne katılırsın…&lt;br /&gt;En zoru da budur!&lt;br /&gt;Kendini koruyamazsan kabuğun çatlar, yaran kanar, ezik tarafın ortaya çıkar, ezikler sürüsünün arasında kaybolursun…&lt;br /&gt;Ya da kabuğun kalınlaştıkça korunma içgüdün artar, kendini önemli sananlar sürüne seyirtir, bu sürünün sayısını artıracak yaralar açarsın başkalarında… &lt;br /&gt;Sonuçta iki arada bir derede kalırsın…&lt;br /&gt;Şimdi ne demeli bu genç arkadaşa? Ben boşver tatlım, onun terbiyesizliğine ver gibi bir cümle geveledim… Başka ne denebilir ki… Bir şey diyemedim…&lt;br /&gt;Bu arada insan topluluklarına sürü denilmeyeceğini yıllar evvel öğrendim, ancak burada bilerek ve isteyerek sürü demeyi tercih ettim!&lt;br /&gt;Şiir Nazım Hikmet’ten… Büyük insanlık… Belki kabuklarımızın arasından sızıp ruhumuza ulaşır…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7765710158476663629-5276541574683613225?l=nilgunkaratass.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nilgunkaratass.blogspot.com/feeds/5276541574683613225/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://nilgunkaratass.blogspot.com/2009/12/kabuklular-surusune-katlmak.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7765710158476663629/posts/default/5276541574683613225'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7765710158476663629/posts/default/5276541574683613225'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nilgunkaratass.blogspot.com/2009/12/kabuklular-surusune-katlmak.html' title='Kabuklular sürüsüne katılmak...'/><author><name>Nilgün Karataş</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10011801159045790237</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='27' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_PJu15XgOjpw/SyVoGz0Lx7I/AAAAAAAAAB4/TVnErtnZ3aY/S220/KOSOVA+01991234.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7765710158476663629.post-2103615875708325817</id><published>2009-12-21T13:42:00.000-08:00</published><updated>2009-12-21T13:47:21.467-08:00</updated><title type='text'>Gece Irmağına Gazel</title><content type='html'>Kara gece gibi akıyordu ırmak&lt;br /&gt;Dibinde uçurumun, kıvrılarak&lt;br /&gt;Ona bir tepeden bakıyordum&lt;br /&gt;Ruhum onunla birlikte akarak&lt;br /&gt;Göğsü kabarıyor alçalıyordu&lt;br /&gt;Soğuk ayla aydınlanarak&lt;br /&gt;Nasıl da kendiyle doluydu sadece&lt;br /&gt;Nasıl da pervasız, çıplak&lt;br /&gt;Şarkısı evrenin elemli şarkısıydı&lt;br /&gt;Özgürlüğe özlemli ve tutsak&lt;br /&gt;Gece ırmağı, kardeşi ruhumun&lt;br /&gt;Akıyordu sınırlarına çarparak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu gece yılın en uzun gecesi… Kimileri günler uzuyor diye seviniriyor ya ben geceler kısalıyor diye üzülenlerdenim… Şafağın, günün, güneşin güzelliği ayrıdır da gece daha bir yaşamdır… Kimsenin değildir, sahipsizdir geceler, size günden daha iyi arkadaşlık eder... Beyin daha çok çalışır, daha fazla düşünür, duyular sanki geceleri daha bir hassaslaşır, çoşku da hüzün de, acı da mutluluk da geceleri daha etkilir… Diş ağrınız bile geceyi bekler, etkisini hissettirmek için...:)&lt;br /&gt;Gecenin güzelliğini düşününce aklıma Gündüz Vassaf geldi, Cehenneme Övgü kitabında nasıl da över geceyi… Ara sıra karıştırdığım, sayfalarında dolaştığım bir kitaptır, yok olmuş, bulamadım… Kayıplar da geceleri hatırlanır, demek ki hafıza da gece daha iyi çalışır…:)&lt;br /&gt;Kimbilir hangi arkadaş geri vermek üzere aldı ve evine dönmeyi bekliyor kitabım… Farkında olduğum en büyük bencilliğim kitaplarımı paylaşmamaktır, kitap öneririm, kitap hediye etmeyi severim ama ille de kendi kitabımı isterim… Okuduğum kitapla duygusal bir bağ oluşur aramda, o kitaptan binlerce vardır da okuduğum benimdir… O yüzden birinden ödünç kitap almak da istemem, çünkü okuduğum kitabı geri vermek istemem…:)&lt;br /&gt;Cehenneme Övgü, belli ki verilen sözlere, edilen yeminlere dayanamayıp bir arkadaşa emanet edilmiş, şüphelendiğim isimler var ama kime verdiğimden emin değilim, onun izini ayrıca süreceğim… Bu sevimsiz işi gündüze bırakacağım…:)&lt;br /&gt;Kitap elimde yok ama ben kararlıyım, geceye övgüler düzmeye… Benim gibi kitaptan etkilenip de, notlarını internette tutanlar sağolsun, en sevdiğim kısımlardan alıntılar yapıp gecemi renklendireceğim… En uzun gece ya bu gece, gecenin kıymetini anlatmak niyetim…&lt;br /&gt;Yaşamın anlamı gece duyumsanır ve sorgulanır... Kimse bunu öğle yemeği sırasında tartışmaz... Yaşam gecenin konusudur...&lt;br /&gt;Haksız mı Gündüz Vassaf, gerçekten de öyle değil mi? Gündüzün kargaşası, gürültüsü, koşturmacası içinde, yaşam da akar gider… Koşturup, koşuşturup dururuz da hiçbir şeye yetmez zaman… Sohbetlerimiz bile iş güç üzerinedir, onu yapmak gerekir, bunu yapmak gerekir, gerekir de gerekir… Gün yetmez, sonraki günler de ipotek altına alınır, şu işi şu güne yetiştirmek gerekir, bu işi öbür güne… &lt;br /&gt;Geceler… Geceler öyle midir?&lt;br /&gt;Gün ışığı tuzaktır. Işık bizi kör eder. Ancak geceleri, gözlerimiz faltaşı gibi açılır. Geceleri, tüm öteki duyularımız da daha duyarlıdır; çünkü düzen güçleri o saatlerde, makinelerini kapatmış olurlar. Gece sessizliği dinleriz, karanlığa nüfuz ederiz, bedenlerimizin de hayal gücümüzün de dizginlerini serbest bırakır…&lt;br /&gt;Ne güzel anlatmış Gündüz Hoca… &lt;br /&gt;Gündüzler, bizi mantığımızı kullanmaya, kendi hapishanemize kapanmaya zorlar. Gün boyunca, baskı güçleri, aşkın özgürlüğüne karşı savaşır. Ancak gece bir daha aşık olur ve "seni seviyorum" deriz. Gündüzleri söylenen "seni seviyorum"lar, geceye gönderme yaparlar…&lt;br /&gt;Söz üstüne söz söylenmez artık… Adı Gündüz, özü Gece olan üstada bir selam çakıp, bu uzun gecenin tadına varalım…&lt;br /&gt;Şiir Ataol Behramoğlu’ndan, Gece Irmağına Gazel…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7765710158476663629-2103615875708325817?l=nilgunkaratass.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nilgunkaratass.blogspot.com/feeds/2103615875708325817/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://nilgunkaratass.blogspot.com/2009/12/gece-irmagna-gazel.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7765710158476663629/posts/default/2103615875708325817'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7765710158476663629/posts/default/2103615875708325817'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nilgunkaratass.blogspot.com/2009/12/gece-irmagna-gazel.html' title='Gece Irmağına Gazel'/><author><name>Nilgün Karataş</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10011801159045790237</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='27' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_PJu15XgOjpw/SyVoGz0Lx7I/AAAAAAAAAB4/TVnErtnZ3aY/S220/KOSOVA+01991234.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7765710158476663629.post-6915302126947440405</id><published>2009-12-18T13:58:00.000-08:00</published><updated>2009-12-18T14:07:27.638-08:00</updated><title type='text'>Benciller de sevilir...</title><content type='html'>Kırılgan bir çocuğum ben &lt;br /&gt;Yüreğim cam kırığı &lt;br /&gt;Bütün duygulardan önce &lt;br /&gt;Öğrendim ayrılığı &lt;br /&gt;Saldırgan diyorlar bana &lt;br /&gt;Oysa kırılganım ben &lt;br /&gt;Gözyaşlarım mücevher &lt;br /&gt;Saklıyorum herkesten &lt;br /&gt;Ürküyorlar gözümdeki ateşten &lt;br /&gt;Ürküyorlar dilimdeki zehirden &lt;br /&gt;Ürküyorlar o dur durak bilmeyen &lt;br /&gt;gözükara cesaretimden &lt;br /&gt;Diyorlar: Bir yanı sarp bir uçurum, &lt;br /&gt;Bir yanı çılgın dağ doruğu. &lt;br /&gt;Oysa böyle yapmasam ben &lt;br /&gt;Nasıl korurum içimdeki çocuğu? &lt;br /&gt;Bir yanım çılgın nar ağacı &lt;br /&gt;Bir yanım buz sarayı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün bir arkadaşımla bencillik üzerine konuşuyorduk, sırf kendilerini mutlu etmek adına başkalarını zora soktuğunu umursamadan, sıkıntı yarattığını düşünmeden hareket eden insanlar üzerine…&lt;br /&gt;Bencil olduğunu herkesin kabul ettiği bir başka ortak arkadaşa benim aşırı hoşgörü gösterdiğimi hatırattı sohbet ettiğim arkadaş ve beni şimdi daha iyi anladığını söyledi… Çünkü o da bencil olarak nitelendirdiği birine inanılmaz bir hoşgörü gösteriyor ve buna kendisi de şaşıyordu. &lt;br /&gt;Ben şaşırmadım, arkadaşımın biraz daha farklı bir yerden bakmaya başladığını düşündüm, hepsi bu…&lt;br /&gt;Çünkü bencil insanlar da sevilir…&lt;br /&gt;Bencil bazen ailenizden biridir, bazen pek çok iyi günü-kötü günü paylaştığınız bir arkadaşınız, bazen de bir şekilde bir şeyine vurulduğunuz sevgilinizdir…&lt;br /&gt;Ne yapacaksınız şimdi, bencillik ediyor diye onu sevmekten vaz mı geçeceksiniz? &lt;br /&gt;Elbette hayat bu, birileri gelip en baş köşeye kurulurken birileri bir köşeye atılır. Bunu bir başka yazının konusu yapalım, bugünkü konumuz sevilen benciller…&lt;br /&gt;Öncelikle şu konuda hemfikir olalım; bencillik itici bir özelliktir, hele de çok iyi tanımadığınız, iki hoş beşin ötesinde bir şey paylaşmadığınız biri ben’liğini sizin üzerinizden tatmin etmeye çalışırsa tahammül etmek epey zorlaşır. O nedenle bu yazıyı sakın bencilliği övgü olarak algılamayın.&lt;br /&gt;Sözü vardırmak istediğim yere gelmeden önce, sevdiğiniz bir bencili gözünüzün önüne getirin. Bu kişi neden bencildir? Ne olmuş, ne yaşamış da bu hale gelmiştir? &lt;br /&gt;Tamam insan doğası gereği kendini korumaya kodlanmıştır, o nedenle hepimiz önce kendimizi korumak, kollamak isteriz… Kendimize rağmen, kendimizi harcayarak birisi için bir iyilik yapıyorsak onun adı fedakarlıktır… Bu da ayrı bir yazı konusu, yine sevilen bencillere dönelim… &lt;br /&gt;Bencil yaralıdır desem şimdi, acıma duygularınızı mı devreye sokmuş olurum? Bunu hiç istemem… Acımak ile sevmek çok elele, kolkola iki duygudur ama birini acıdığınız için sevmekle, sevdiğiniz için kıyamamak iki farklı durumdur…&lt;br /&gt;Bencil yaralıdır demiştim ya şimdi de bir adım öteye giderek, bencil yaralarını göstermeyecek kadar mağrurdur diyeceğim… Hem mağdur hem de mağrur… &lt;br /&gt;Şimdi yine o sevdiğiniz bencil’i düşünün… Geçmişte bir zaman diliminde sevgiye en çok ihtiyaç duyduğu zaman da horlanmış, yardıma en çok muhtaç olduğu zamanda yapayalnız bırakılmış, en zayıf anında vurucu bir darbe yemiş, geçmişte bir zaman diliminde daha fazla incinmemek için küsmüş ve duvarlarını örüp gerçek ben’ini oraya, o kendi ördüğü duvarların arkasına hapsetmiş olabilir mi? &lt;br /&gt;Bir bencil’i seviyorsanız, kızın, sövün, söylenin ama ona bir bencil’in de sevilebileceğini gösterin… Bunu onun için yapmıyorsunuz zaten, onu seviyorsunuz… Bu da sizin bencilliğiniz…&lt;br /&gt;Bugünkü şiirim yine bir Murathan Mungan şiiri: Kırılgan…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7765710158476663629-6915302126947440405?l=nilgunkaratass.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nilgunkaratass.blogspot.com/feeds/6915302126947440405/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://nilgunkaratass.blogspot.com/2009/12/bencil-insanlar-da-sevilir.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7765710158476663629/posts/default/6915302126947440405'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7765710158476663629/posts/default/6915302126947440405'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nilgunkaratass.blogspot.com/2009/12/bencil-insanlar-da-sevilir.html' title='Benciller de sevilir...'/><author><name>Nilgün Karataş</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10011801159045790237</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='27' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_PJu15XgOjpw/SyVoGz0Lx7I/AAAAAAAAAB4/TVnErtnZ3aY/S220/KOSOVA+01991234.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7765710158476663629.post-3852063642807597525</id><published>2009-12-17T11:47:00.000-08:00</published><updated>2009-12-17T12:32:38.152-08:00</updated><title type='text'>Siz normal misiniz?</title><content type='html'>Uslanma hiç hep deli kal&lt;br /&gt;Büyüme sakın çocuk kal&lt;br /&gt;Es deli deli böyle kal&lt;br /&gt;Son harmanında sevdanın&lt;br /&gt;Tüken toz toz savrula kal&lt;br /&gt;Suçüstü bulmalı ölüm&lt;br /&gt;Ölürken de sevdalı kal...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zaman zaman okuduğum kitapları karıştırmayı severim. Öyle amaçsız bir karıştırma değildir bu, hatırlamak istediğim bir şey vardır o kitapta... Bilmem kaç yüz sayfanın içinde onu ararım. Genelde de tam olarak neyi aradığımı hatırlayamam, hatırlasam zaten aramam:) Bir his kalmıştır, cümleler uçmuş gitmiştir aklımdan. Sayfaları karıştırır, bir başa bir sona giderken aramadığım ne varsa bulurum da, aradığım o her neyse onu bulmam biraz zaman alır, aynen hayatta olduğu gibi...&lt;br /&gt;Bugün de elime Paula Coelho’nun Kazanan Yalnızdır’ını aldım, gösteriş dünyasını anlatan bir kitap ama ilgilendiğim konu o değil, başka bir şey vardı orda… Bölüm sonlarında birer madde halinde aradığım şey, kitabın başlarında alt alta tam kırkaltı madde halinde çıktı karşıma...&lt;br /&gt;Sonunda buldum, mutluyum, sizce normal miyim:)&lt;br /&gt;Evet konumuz da bu zaten normal olmak ne demek? &lt;br /&gt;Buna bir sürü yanıt verilebilir, boşverin… Hiç kafamızı yormayalım, son derece somut örneklerle size aktaracağım. Romanda Javist adlı kahraman –beni böyle arattığına göre misyonu büyük ama romandaki rolü küçük olan bu adam- bir liste yapıyor. Bu listeden bazı maddeleri buraya taşımak istiyorum. Buraya yazayım ki normalleşme belirtisi gösterdiğim an aklımı başıma toplamam gerektiğini hatırlayayım:) İşte seçtiğim maddeler:&lt;br /&gt;- Normal bize kim olduğumuzu ve ne istediğimizi unutturan her şeydir; böylece üretmek, yeniden üretmek ve para kazanmak için çalışabiliriz.&lt;br /&gt;- Her gün dokuzdan beşe hiç zevk almadığın bir işte çalışıp, otuz yıl sonra emekli olmak.&lt;br /&gt;- Gücün paradan, paranın da mutluluktan çok daha önemli olduğuna inanmak.&lt;br /&gt;- Paradan çok mutluluğun peşinde koşan herkesle alay etmek ve onları “hırstan yoksun olmakla” suçlamak.&lt;br /&gt;- Araba, ev, giysi gibi nesneleri kıyaslamak ve yaşamanın gerçek nedenini keşfetmeye çalışmak yerine, yaşamı bu tür kıyaslamalara göre tanımlamak.&lt;br /&gt;- Sana toplumda düzgün bir konum sunan ilk kişiyle evlenmek. Aşk bekleyebilir.&lt;br /&gt;- Gerçekte hiç denemediğin halde hep “denedim” demek.&lt;br /&gt;- Depresyonu her gün aşırı dozda televizyon izleyerek bastırmak.&lt;br /&gt;- Elde etmiş olduğun her şeyi sağlama alabileceğinizi sanmak.&lt;br /&gt;- Saldırgan ve kaba olmanın “güçlü bir kişiliğe” sahip olmakla eşanlamlı olduğuna inanmak.&lt;br /&gt;- İyi, dürüst ve saygıdeğer biri olursan, herkesin seni zayıf, savunmasız ve kolayca yönlendirilebilecek biri olarak göreceğini düşünmek.&lt;br /&gt;- Özveriyi gerektirmemişse hiç kuşkusuz sahip olmaya değmeyeceği için, kolay elde edilen her şeyi küçümsemek.&lt;br /&gt;Bu kadarı yeter… Listeyi de sözü de uzatmaya gerek yok.&lt;br /&gt;Şiir Aziz Nesin’den Kendime Öğüt…&lt;br /&gt;Ne demek istediğimi anladınız, biliyorum…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7765710158476663629-3852063642807597525?l=nilgunkaratass.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nilgunkaratass.blogspot.com/feeds/3852063642807597525/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://nilgunkaratass.blogspot.com/2009/12/siz-normal-misiniz.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7765710158476663629/posts/default/3852063642807597525'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7765710158476663629/posts/default/3852063642807597525'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nilgunkaratass.blogspot.com/2009/12/siz-normal-misiniz.html' title='Siz normal misiniz?'/><author><name>Nilgün Karataş</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10011801159045790237</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='27' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_PJu15XgOjpw/SyVoGz0Lx7I/AAAAAAAAAB4/TVnErtnZ3aY/S220/KOSOVA+01991234.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7765710158476663629.post-6413254518327485649</id><published>2009-12-16T14:07:00.000-08:00</published><updated>2009-12-16T14:13:11.317-08:00</updated><title type='text'>Övgüde cimri eleştiride hoyrat olmak</title><content type='html'>bak! şiirler var, mektuplar var, çocuklar var,&lt;br /&gt;sokaklar var, kediler!&lt;br /&gt;inan bana gülüm, ölüm yok bir tek! ölüm yok bize!&lt;br /&gt;ölüm inananlar için sessizce&lt;br /&gt;kara kaplı kitaplardan çıkartılacak..&lt;br /&gt;göreceksin gülüm! Bekle! Göreceksin!&lt;br /&gt;artık hiçbir insan, hiçbir kavga ve hiçbirimiz&lt;br /&gt;bu dünyada, yapayalnız, umarsız kalmayacak!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün için şu yağmurlu, soğuk günlerde biraz daha içimizi ısıtacak, yüzümüzde küçük bir gülümseme yaratacak bir şeyler yazmak istiyordum. En eğlenceli sözcükleri bulmak, neşelenmek, neşelendirmek istiyordum. Dum.&lt;br /&gt;Ta ki sevgisizlik hastalığının domuz gribinden bile daha hızlı bir şekilde yayıldığını fark edene kadar. &lt;br /&gt;Aslında hepimiz zaman zaman bunu fark eder, sonrasında bazı insanların kendini bilmezliğine, kendini beğenmişliğine verir geçiştiririz. Bugün ben geçiştiremedim, o ortalığa salınan nefret duygularının üzerime üzerime geldiğini hissettim. Hani ahmaklık olacağını bilmesem benden uzak durun kötüler diye bağıracağım… Değirmenlere savaş açmış Don Kişot gibi salacağım kendimi ortalara… Hadi ona saf idealist dediler de benimki düpedüz delilik olacak… &lt;br /&gt;Bu ne şiddet, bu ne celal demeyin bana, ben bu sözcükleri başkaları için kullanacağım birazdan:)&lt;br /&gt;Bugünlerde sevgisizlik hastalığına bulaştım, çok şükür hastalığın bana bulaştığı yok da, sevgisizlere karşı farkındalığım arttı sanki. &lt;br /&gt;Hastalığı size de bulaştırmak istemem ama şöyle bir etrafınıza bakın; sürekli ama sürekli bir şeylerden şikayet eden, sürekli ama sürekli birilerini eleştiren, sürekli ama sürekli yapılan hiçbir işi beğenmeyen ne çok insan var!&lt;br /&gt;Hani bir şeye güzel dese zevksizliği ortaya çıkacak, hani bir şeye de iyi dese karizması sarsılacak gibi davranıyor pek çok insan. O olmamış, bu olmamış! Daha da ötesi nefret ediyorum diyebiliyor birilerinden söz ederken. Nasıl da kolay kullanılıyor nefret sözcüğü… Kolay mı bu kadar birinden nefret etmek, kolay mı bu kadar birinin emeğini nefret edecek kadar kötü bellemek?&lt;br /&gt;Beğenileri eh’ten öte gitmeyen bu insanlar nasıl bu kadar kolay nefret edebiliyor her şeyden?&lt;br /&gt;Dikkat edin tek başınayken daha çekingen ve tutuk, güncel deyimle snop duran bu tipler, kendileri gibi birilerini bulup, bir iki sohbete koyulunca da hemen aşağılayıcı bir dil geliştiriyorlar. Bir tek onların kalbi var, bir tek onların ruhu… Zeka desen hepsi Einstein zaten… Gerisi insan müsveddesi…&lt;br /&gt;İyi ama bu ne şiddet, bu ne celal? Bir dur, bir sakinleş, bin düşün, bir konuş be kardeşim. Övgülerinde bu kadar cimriyken, eleştirilerinde bu kadar hoyrat olma. Sana da yazık, bize de:)&lt;br /&gt;Bak ne diyor Küçük İskender, şiirler var, mektuplar var, çocuklar var, sokaklar var, kediler var… &lt;br /&gt;Şiir; De Gülüm… &lt;br /&gt;Sevgiyle okuyun, sevgiyle kalın…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7765710158476663629-6413254518327485649?l=nilgunkaratass.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nilgunkaratass.blogspot.com/feeds/6413254518327485649/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://nilgunkaratass.blogspot.com/2009/12/ovgude-cimri-elestiride-hoyrat-olmak.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7765710158476663629/posts/default/6413254518327485649'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7765710158476663629/posts/default/6413254518327485649'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nilgunkaratass.blogspot.com/2009/12/ovgude-cimri-elestiride-hoyrat-olmak.html' title='Övgüde cimri eleştiride hoyrat olmak'/><author><name>Nilgün Karataş</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10011801159045790237</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='27' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_PJu15XgOjpw/SyVoGz0Lx7I/AAAAAAAAAB4/TVnErtnZ3aY/S220/KOSOVA+01991234.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7765710158476663629.post-6116437651935833278</id><published>2009-12-15T15:11:00.000-08:00</published><updated>2009-12-15T15:18:22.337-08:00</updated><title type='text'>Güçlü ve başarılı olmak zorunda değilim...</title><content type='html'>yaşamak şakaya gelmez,&lt;br /&gt;büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın&lt;br /&gt;bir sincap gibi mesela,&lt;br /&gt;yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,&lt;br /&gt;yani bütün işin gücün yaşamak olacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçmiş günlerden birinde, kitaplarını okumuşluğum da olan bir kişisel gelişim uzmanı ile sohbet ediyorduk, güçlü ve başarılı olmak üzerine… Bunu nasıl yönetebileceğimizi anlatıyordu, sakin sakin… Zirveye ulaşmak, orada kalmak için neler yapılması gerektiğinden söz ediyordu tane tane… İyi ama dedim, güçlü ve başarılı olmak, herkesi geçip zirveye çıkmak zorunda mıyım? Zirveye çıkmak da yetmiyor zaten, bir de orada kalmak için neden uğraşayım?&lt;br /&gt;Araya laf karıştı, müzik başladı derken benim sorum yanıtsız kaldı…&lt;br /&gt;Ekmek parasını bu işten kazanan birinden yanıt beklemek yerine, kendi kendime düşündüm, epeyce düşündüm… Bir sonuca da vardım kendimce; başkalarını bilmem ama ben güçlü ve başarılı olmak zorunda değilim…  &lt;br /&gt;Aslında severim sıfırdan yükselmiş, başarılarıyla başkalarına örnek olmuş insanların hikayelerini… Modern zaman masalları gibi gelir bana… Bir Oprah Winfrey’in yaşam hikayesi büyüleyicidir örneğin… Beyaz erkeklerin egemen olduğu talk show dünyasında siyah bir kadın olarak dipten zirveye çıkan, yoksul ve acılı bir çocuktan dünyanın sayılı zenginlerinden birini yaratan bu kadına hayranlık ve hatta sevgi beslerim… Örnek alır, örnek olarak da gösteririm ama bir yere kadar… &lt;br /&gt;O Oprah!!!&lt;br /&gt;İyi ama Oprah yapabilmişse ben neden yapmayayım diyenler olacaktır şimdi:)&lt;br /&gt;Cevabım hazır; eğer kendini öyle iyi hissedeceksen ve mutlu olacaksan neden yapamayasın, hadi yap! Ama burada ‘iyi hissetmek’ ve ‘mutlu olmak’ sözcüklerini de tırnak içine alacağım.&lt;br /&gt;Benim ölçütüm bunlar, kendimi iyi hissediyorsam ve mutlu oluyorsam bir işten, zaten başarmışım demektir… Yaptığım iş bana kendimi iyi hissettiriyor ve mutlu ediyorsa, orasıdır benim zirvem… &lt;br /&gt;Başkalarının bize empoze etmeye çalıştığı güç, başarı, şan, şöhret gibi yaftaları umursamadan insanca yaşamaya bakalım demek istediğim… Her ne iş yapıyorsak iyisini yapalım, kapasitemizi ortaya koyalım, bir işe yarayalım. Ama güçlü ve başarılı olacağım derken ruh hastası olmayalım:)&lt;br /&gt;Yok ille de başkalarıyla yarışacağım, onları geçeceğim, tek başıma zirveye çıkacağım diyen varsa –kimse de bunu böyle açık sözlülükle söylemez ya-  ne diyeyim yolu açık olsun… Ama meşhur bir söz vardır, onu da söylemeden geçemeyeceğim; mezarlıklar vazgeçilmez adamlarla doludur…&lt;br /&gt;Bugün seçtiğim şiir Nazım Hikmet’in Yaşamak’ı… Fazla söze ne hacet…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7765710158476663629-6116437651935833278?l=nilgunkaratass.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nilgunkaratass.blogspot.com/feeds/6116437651935833278/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://nilgunkaratass.blogspot.com/2009/12/guclu-ve-basarl-olmak-zorunda-degilim.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7765710158476663629/posts/default/6116437651935833278'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7765710158476663629/posts/default/6116437651935833278'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nilgunkaratass.blogspot.com/2009/12/guclu-ve-basarl-olmak-zorunda-degilim.html' title='Güçlü ve başarılı olmak zorunda değilim...'/><author><name>Nilgün Karataş</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10011801159045790237</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='27' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_PJu15XgOjpw/SyVoGz0Lx7I/AAAAAAAAAB4/TVnErtnZ3aY/S220/KOSOVA+01991234.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7765710158476663629.post-7716937467877702961</id><published>2009-12-14T13:01:00.000-08:00</published><updated>2009-12-14T15:09:00.821-08:00</updated><title type='text'>Keşke’lerimizi boşa harcamayalım…</title><content type='html'>Deniz kokulu taşlar döşenmişti yollara &lt;br /&gt;Ben bile bilmiyordum nerde ayrıldık &lt;br /&gt;söndür küllenmiş sözcüklerini geçmiş zaman &lt;br /&gt;sararan firezleri geç &lt;br /&gt;yorumu gökyüzüne bırakılmış uçurtmalı tepeleri &lt;br /&gt;uzun bir yol için aldığın ne varsa bırak ardında &lt;br /&gt;saklayabilseydim dalgın bakışlarımı böyle zamanlar için &lt;br /&gt;saçlarını taradığım sular,rüzgar ve karanlık &lt;br /&gt;bak adın yazılı yeşim taşından örülü duvarda!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün i-google’da ‘Eğer imkanınız olsaydı hangi yaşa ışınlanmayı isterdiniz’ diye bir anket vardı, şöyle bir baktım ve hiç düşünmeden 60’ı seçtim. Geçmişi zaten biliyorum, geleceği merak ettim. Sonuç; yüzde 5’lik azınlık arasındayım. &lt;br /&gt;Yüzde 40’lık bir kesim 18 yaşına dönmek istemiş, yüzde 25’i 10. Yüzde 22’lik bir kesim 25 yaş demiş. Yüzde 7’si de 30… &lt;br /&gt;İyi de bir insan neden 10 yaşında bir çocuk olmak ister ki! Derya içinde olup da deryayı bilmeyen balık misali… Uyanık, anlaşılan bugünkü aklıyla, geleceğine yön vermeyi planlıyor:) &lt;br /&gt;Bu anketciğin ciddiyeti tartışılır elbette ama yine de düşündürdü beni… Bu kadar fal meraklısı bir millet ne diye geçmişe gitmek ister ki? Geçmişe dönüp geleceğin şanslı piyango numaralarını hatırlayacağını sanıyor olamaz ya bunların hepsi...&lt;br /&gt;Bu geçmiş merakının tek açıklaması bence ‘keşke’lerle ilintili.&lt;br /&gt;Şöyle bir bakın etrafınıza, o kadar mutsuz ki insanlar, iyi ki diyemediği için bol bol keşkeli cümleler kuruyor, keşke bunu yapsaydım, keşke şunu yapmasaydım, herkeste bir pişmanlık hali… Bugünün faturasını geçmişe kesmek hepimize kolay geliyor belli ki… &lt;br /&gt;Ben asla keşke demem gibi, anlamsız bir cümle kurmayacağım burada… Keşke daha az keşke deseydim diye latife yapabilirim ancak:)&lt;br /&gt;Yine de dili de, beyni de bir tutmak lazım keşke derken, pişmanlık içeren keşkeler içimizi acıtmaktan başka ne işe yarar ki! İlle de keşke diyeceksek, geçmişe değil de geleceğe ilişkin kursak cümlelerimizi. Belki o zaman bir işe yarar da, harekete geçirir bizi… Her neyse o isteyip de yapamadığımız cesaretlenir de deneriz belki…&lt;br /&gt;Ha bu arada en fenası keşke yapmasaydım demek… 'İyi ki' yapmışım diyemiyorsak bile o günkü aklımla, o günkü koşullarda, demek ki öyle gerekmiş desek geçsek ve şu vicdanlarımızı rahat bıraksak. O vicdan bize bugün lazım çünkü…&lt;br /&gt;Yukardaki şiir Murathan Mungan’ın Keşke’si… &lt;br /&gt;Hepimiz keşkelerimizi böyle anlamlı mısralara dönüştüremeyeceğimize göre, derim ki keşke'lerimizi boşa harcamayalım...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7765710158476663629-7716937467877702961?l=nilgunkaratass.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nilgunkaratass.blogspot.com/feeds/7716937467877702961/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://nilgunkaratass.blogspot.com/2009/12/keskelerimizi-bosa-harcamayalm.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7765710158476663629/posts/default/7716937467877702961'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7765710158476663629/posts/default/7716937467877702961'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nilgunkaratass.blogspot.com/2009/12/keskelerimizi-bosa-harcamayalm.html' title='Keşke’lerimizi boşa harcamayalım…'/><author><name>Nilgün Karataş</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10011801159045790237</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='27' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_PJu15XgOjpw/SyVoGz0Lx7I/AAAAAAAAAB4/TVnErtnZ3aY/S220/KOSOVA+01991234.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7765710158476663629.post-3018182151027184460</id><published>2009-12-13T13:32:00.000-08:00</published><updated>2009-12-14T13:01:02.908-08:00</updated><title type='text'>Görmek... Duymak... Sonrasını uydurmak...</title><content type='html'>Şarkı söylüyormuşum &lt;br /&gt;Sokaklarda, &lt;br /&gt;Görmüşler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yere yere bakıyormuşum &lt;br /&gt;Yürürken, &lt;br /&gt;Duymuşlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonrasını kendileri uydurmuşlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pazar gecesi... Dingin bir günün son saatleri... Ve artık ben de bir blog sahibiyim... Madem bir gazetenin bir köşesini kapamayacaksın Nilgün, kendi köşeni kendin yap diyerek kalkıştım böyle bir işe...&lt;br /&gt;Ben bir gazeteciyim, Hürriyet'in ekonomi sayfalarında editörüm, bu aralar hakkıyla yapamıyorum ama kendimi muhabir olarak görürüm... Koca koca yazarlar bile haber peşinde koşup muhabirlik yaptığına göre işin en haz veren kısmı orasıdır... &lt;br /&gt;İşimiz ekonomi ya herkes benden ve tüm ekonomici(!) arkadaşlarımdan hep bu konuda yazmasını, hep bu konuda konuşmasını bekler... Tamam her şeyin ekonomi ile bir şekilde ilişkillendirilebileceğini savunurum ben de, bir yere kadar... Sürekli dolar ne olacak, borsa nereye gidecek, kriz biter mi, sürer mi sorularına muhatap olmak pek de sevimli bir durum değildir açıkcası... Kelin ilacı olsa... der geçerim çoğu zaman... Yine de bu kadar renksiz bir insan olarak görülmek sıkar canımı...&lt;br /&gt;O nedenle buraya kesinlikle ekonomi haberleri falan koymayacağım. Ekonomiden söz etmeyeceğim diye söz veremem ama! Dedim ya her yol ekonomiye çıkabilir. Aşk bile! Nasıl demeyin, önümüzde 14 Şubat var hatırlatırım! Siz o gün bir kırmızı gülün bir gönülü nasıl alacağını düşünürken, ben ne kadar gül satıldığına, bu işten kimin ne kazandığına kafa yorabilirim...:)&lt;br /&gt;Ne yazacağım konusunda bir kısıt getirmeyeceğim kendime, aklıma eseni, aklıma estiği şekliyle yazacağım buraya... Rüzgar nereye götürürse...&lt;br /&gt;Ha girişteki şiir Özdemir Asaf'ın Altro'su... &lt;br /&gt;Hep başkaları görüp, duyup, uyduracak değil ya...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7765710158476663629-3018182151027184460?l=nilgunkaratass.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nilgunkaratass.blogspot.com/feeds/3018182151027184460/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://nilgunkaratass.blogspot.com/2009/12/gormek-duymak-sonrasn-uydurmak.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7765710158476663629/posts/default/3018182151027184460'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7765710158476663629/posts/default/3018182151027184460'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nilgunkaratass.blogspot.com/2009/12/gormek-duymak-sonrasn-uydurmak.html' title='Görmek... Duymak... Sonrasını uydurmak...'/><author><name>Nilgün Karataş</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10011801159045790237</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='27' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_PJu15XgOjpw/SyVoGz0Lx7I/AAAAAAAAAB4/TVnErtnZ3aY/S220/KOSOVA+01991234.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry></feed>
